EMEP'li Sevda Karaca sordu: Hamile çocuklar kaçırıldı mı
EMEP Milletvekili Sevda Karaca, Antalya'da devlet korumasındaki Ukraynalı yetim çocukların istismara uğradığı ve iki kız çocuğunun otel çalışanlarınca hamile bırakıldığı iddialarını Meclis'e taşıdı. Karaca, "Adli süreç tamamlanmadan çocuklar neden sınır dışı edildi, suçun üstü mü örtülüyor" diye sordu.
(ANKARA) – Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), son dönemin en karanlık ve vicdanları en derinden yaralayan çocuk istismarı iddialarından biriyle sarsıldı. Rusya-Ukrayna savaşının yıkımından kurtarılarak "güvenli liman" olarak Türkiye’ye getirilen ve devlet koruması altına alınan kimsesiz çocukların, Antalya’daki otellere yerleştirildikleri süreçte sistematik ihmal, istismar ve hatta tecavüze maruz kaldıkları iddiaları, Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca’nın soru önergesiyle resmiyet kazandı. Karaca, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, kan donduran detayları ifşa ederken, devletin gözetimi altındaki çocukların nasıl bir "cezasızlık" zırhıyla kuşatılan suç ağına kurban edildiğini gözler önüne serdi.
Savaşsız çocukluk projesi kâbusa dönüştü
Olayın merkezinde, Ukraynalı iş insanı Ruslan Shostak’ın vakfı aracılığıyla yürütülen ve kamuoyuna "Savaşsız Çocukluk Projesi" olarak lanse edilen organizasyon yer alıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin eşi Olena Zelenska’nın himayelerinde, 2022 yılında başlatılan bu proje kapsamında, savaş mağduru 510 yetim çocuk gruplar halinde uçaklarla Türkiye’ye getirilmişti. Amaç, savaşın travmasından uzaklaşmalarını sağlamak ve onlara güvenli bir gelecek sunmaktı. Ancak Sevda Karaca’nın gündeme getirdiği iddialar, Antalya’daki otellere yerleştirilen bu çocukların, savaşın dehşetinden kaçarken bambaşka bir cehennemin içine düştüklerini ortaya koydu. Devletin en üst düzey protokolüyle getirilen çocukların, denetimsiz bir alana terk edildiği ve ticari işletme mantığıyla yönetilen otellerde savunmasız bırakıldığı öne sürüldü.
Hamile kalan çocuklar soruşturma bitmeden gönderildi
Önergedeki en vahim ve hukuki açıdan en skandal iddia, cinsel istismar ve tecavüz vakalarına ilişkin oldu. Karaca, otelle ilişkili olduğu belirtilen 23 ve 21 yaşlarındaki şahıslar tarafından, henüz 15 ve 16 yaşlarında olan iki Ukraynalı kız çocuğunun cinsel istismara uğradığını ve hamile bırakıldığını belirtti. Devlet koruması altındaki bir çocuğun hamile kalması, sistemin iflas ettiğinin en somut kanıtı olarak nitelendirilirken, asıl skandalın bu olay ortaya çıktıktan sonra yaşandığı vurgulandı.
İddialara göre, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde işlenen bu ağır suçun failleri hakkında etkin bir yargılama süreci yürütülmeden ve mağdur çocukların ifadeleri pedagog eşliğinde, güvenli bir ortamda tam olarak alınmadan, çocuklar apar topar Ukrayna’ya geri gönderildi. Karaca, Bakan Göktaş’a, "Adli süreç tamamlanmadan ve ifadeleri etkin bir şekilde alınmadan bu çocukların Ukrayna’ya gönderilmesine neden izin verilmiştir? Bu çocukların sınır dışı edilmesi sürecinde Bakanlığınızın onayı var mıdır?" sorularını yönelterek, olayın üzerinin örtülmesi için çocukların savaş bölgesine geri itilip itilmediğini sorguladı. Bu durum, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve kendi ceza kanunlarına aykırı bir "delil karartma" girişimi şüphesini doğurdu.
Vakıf devleti engelledi mi sorusu
Skandalın bir diğer boyutu ise denetim zafiyeti ve devlet otoritesinin bir vakıf tarafından engellendiği iddiaları oldu. Karaca, basına yansıyan haberlerde yer alan "Vakıf temsilcileri Bakanlık yetkililerinin çocuklarla iletişimini kısıtladı" iddiasını gündeme getirdi. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sorumluluğunda olan çocukların, yabancı menşeili bir vakıf veya şahıslar tarafından devlet görevlilerinden kaçırılması, denetimin engellenmesi, egemenlik haklarının ihlali anlamına geliyor.
Karaca, Bakanlığa, devletin resmi görevlilerinin denetim yapmasını engelleyen bu vakıf ve şahıslar hakkında "kamu görevini engellemekten" herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını sordu. Eğer bu iddialar doğruysa, devletin kendi gözetimindeki çocuklara ulaşamadığı, denetim yapamadığı ve bir vakfın inisiyatifine terk ettiği bir yönetim zafiyetiyle karşı karşıya kalındığı ortaya çıkıyor.
Çocuklar bağış için vitrin mankeni mi yapıldı
Soru önergesinde yer alan bir diğer mide bulandırıcı detay ise çocukların "ticari ve duygusal sömürü" aracı olarak kullanılması oldu. İddialara göre, yetim çocuklar vakıf için düzenlenen bağış toplama etkinliklerinde zorla çalıştırıldı. Travma mağduru bu çocukların, hijyenik olmayan koşullarda barındırıldığı, hasta olanların tedavilerinin aksatıldığı, ancak bağış kampanyalarında "vitrin malzemesi" olarak kullanıldıkları öne sürüldü. Karaca, çocuk işçiliği ve istismarı kapsamına giren bu iddialara ilişkin Bakanlığın herhangi bir idari soruşturma yürütüp yürütmediğini sordu. Savaş mağduru çocukların, uluslararası yardım adı altında nasıl bir sömürü çarkının dişlileri arasına atıldığı sorusu, yanıt bekleyen en kritik başlıklardan biri oldu.
Failler turizm sektöründe çalışmaya devam mı ediyor
Karaca, istismar faili olduğu iddia edilen otel çalışanlarının akıbetini de sordu. 15 ve 16 yaşındaki çocukları hamile bırakan şahıslar hakkında herhangi bir cezai işlem uygulanıp uygulanmadığını, tutuklanıp tutuklanmadıklarını sordu. En korkutucu ihtimal ise bu şahısların şu an ellerini kollarını sallayarak, başka çocukların da bulunduğu turizm işletmelerinde çalışmaya devam etmesi olasılığı. Karaca, bu kişilerin toplum içinde serbestçe dolaşmasının, başka çocuklar için de potansiyel bir tehdit oluşturduğunu vurgulayarak, Bakanlığın bu konudaki sessizliğini eleştirdi.
Lanzarote sözleşmesi ve uluslararası ihlal
EMEP Milletvekili, Türkiye’nin taraf olduğu Lanzarote Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni hatırlatarak, devletin sınırları içerisindeki her çocuğun güvenliğinden doğrudan sorumlu olduğunu vurguladı. Savaş mağduru çocukların, pedagojik formasyonu olmayan otel personeliyle iç içe, denetimsiz bir ticari işletmede barındırılmasının, Bakanlığın "çocuk koruma" politikasına aykırı olduğunu belirtti. Karaca, "Bu olay, çocukların uluslararası yardım adı altında nasıl denetimsiz bir alana terk edildiğini ve suçların 'cezasızlık' zırhıyla nasıl örtüldüğünü göstermektedir" diyerek, yaşananların münferit bir olay değil, sistemsel bir çöküş olduğunu savundu. Türkiye'de benzer şekilde "proje", "vakıf" veya "dernek" adı altında getirilen başka refakatsiz çocuk gruplarının olup olmadığını da soran Karaca, bu çocukların akıbetinin de meçhul olduğunu ima etti.
Kaynak: Haber Merkezi