Zinanın cezası ölümmüş! Asıl ceza kadınlara reva görülen sessizliktir

TAKİP ET

İlahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Karataş'ın 'Zinanın cezası ölümdür' sözleri büyük tepki çekti. Kadın Dayanışma Komiteleri, 'Her gün kadınlar öldürülürken hâlâ ölüm buyuranlar var. Hadi oradan!' diyerek sert çıktı. Toplum öfkesini gizleyemiyor… İşte detaylar…

(İSTANBUL) – Türkiye’de kadın cinayetleri her geçen gün artarken, bir ilahiyat profesörünün “Zinanın cezası ölümdür” sözleri kamu vicdanında infial yarattı.
İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Karataş, katıldığı televizyon programında “Zina eden kişi bilmeli ki benim öldürülmem gerekiyor” ifadelerini kullanarak ortaçağ zihniyetini hatırlatan bir söylemle tepki topladı.

Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK), Karataş’ın sözlerini “skandal” olarak niteledi ve devlet kurumlarını sessiz kalmakla suçladı. Sosyal medyada RTÜK, YÖK ve İstanbul Üniversitesi’ni etiketleyerek paylaştıkları videolu açıklamada şöyle denildi:
“Her gün kadınlar öldürülürken bir öğretim üyesi çıkmış zinanın cezası ölümdür diye buyuruyor. Bu dünyada yasalar izin vermiyor diye öldürülmediyse öbür dünyada göze alsınmış zina yapan ölümü. Hadi oradan!”

Kadınlar ölüyor, hocalar fetva veriyor

Kadın Dayanışma Komiteleri, Türkiye’de her ay onlarca kadının öldürüldüğünü, buna rağmen akademik titr taşıyan kişilerin şiddeti meşrulaştıran sözlerle ekranlara çıktığını belirtti.
“Devlet kurumları bu gerici söylemlere karşı sessiz kalarak suça ortak oluyor” diyen KDK, RTÜK ve YÖK’e çağrıda bulundu: “Bu zihniyet cezalandırılmadıkça kadın cinayetleri bitmez.”

Sosyal medyada binlerce kullanıcı Karataş’ın açıklamasına tepki gösterdi. Bazıları, “Bu ülke kadınların hayatını tartışma konusu yapmaktan ne zaman vazgeçecek?” derken, bazı akademisyenler de “Zina değil, nefret söylemi suçtur” ifadeleriyle tepki verdi.

Din kisvesi altında şiddet normalleşiyor mu?

Karataş’ın “ölüm cezası” ifadeleri, yalnızca bir yorum değil; Türkiye’de dini söylemin nasıl politik ve toplumsal baskı aracına dönüştüğünü de gösteriyor.
Uzmanlar, televizyon programlarında denetimsiz bir şekilde yayınlanan bu tür “fetva benzeri” ifadelerin toplumsal barışa zarar verdiğini söylüyor.
Zira kadın cinayetleriyle mücadele edilen bir ülkede “ölüm” çağrışımlı dini yorumlar sadece korku değil, meşruiyet üretme riskini de taşıyor.

Kamuoyu tepkisi büyürken, RTÜK’ten veya YÖK’ten hâlâ resmi bir açıklama yapılmadı. Bu sessizlik, kadın örgütlerine göre “onay” anlamına geliyor.

Bir akademisyen, bir ülke ve bitmeyen utanç

Kadın hareketleri yıllardır uyarıyor: Kadınların yaşam hakkı, toplumun onurudur.
Ancak “ahlak” adı altında kadın bedenine hükmeden, cezayı bile ölümde arayan bir anlayış hâlâ ekranlarda boy gösterebiliyor.
KDK’nin sert çıkışı sadece bir tepki değil, bir haykırıştı:
“Kadınlar ölürken, kimse fetva veremez!”

Türkiye’de dinin siyasallaşması, inanç ile nefret arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. Üniversitelerin sustuğu, RTÜK’ün körleştiği, ekranların “reyting” uğruna ölüm sözlerine yer verdiği bir dönemde, asıl fetva vicdanda veriliyor.

Sorulması gereken soru şu:
Gerçekten zina mı suç, yoksa her gün öldürülen kadınların ardından sessiz kalmak mı?
Gözler şimdi YÖK’te, RTÜK’te… Ama en çok da toplumun aynasında.

Kaynak: Haber Merkezi

 

Mustafa Karataş zina cezası kadın cinayetleri KDK YÖK RTÜK kadın hakları nefret söylemi