Reklam
Haber: Nilgün Hande ÖZTÜRK(ANKARA) - Enerji Politikaları Analisti Özgür Gürbüz, ABD’nin İran’daki üç nükleer tesise düzenlediği saldırıyla ilgili, "Bölgede nükleer tesisler vuruluyorsa artık nükleer santraller de hedef olabilir. Nükleer tehlikeyi, Orta Doğu'dan uzaklaştırmak istiyorsak öncelikle Orta Doğu'da nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılmasını sağlamamız gerek. Bunun önünde de tek engelin İsrail olduğunu hepimiz biliyoruz. İsrail, nükleer silahlarından vazgeçerse İran'ın da nükleer programından özellikle de uranyum zenginleştirme programından vazgeçeceğini düşünüyorum” dedi.ABD’nin İran’daki üç nükleer tesise düzenlediği saldırı sonrası Enerji Politikaları Analisti Özgür Gürbüz, bölgede yaşanmasından endişe edilen nükleer sızıntı, İran’ın nükleer tesislerindeki çok sayıda teçhizatı başka bir yere taşıdığını iddia etmesi ve bölgede yaşanan son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini ANKA Haber Ajansı’na yaptı.Gürbüz, bölgede yaşanmasından endişe edilen nükleer sızıntı olup olmayacağı konusunda Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın (UAEA) açıklamalarının bulunduğunu, UAEA'nın, "çok net bir risk olduğunu ama bunun yerel düzeyde kalacağını" açıkladığını belirtti. Gürbüz, "Özellikle de Nataz'taki nükleer zenginleştirme tesisi, yeraltındaki tesislerin ne kadar ulaşıldığı bilinmese de orada yerel anlamda bir kirlenme olabileceğine dair belirtiler vardı. İran Atom Enerji Kurumu da bunu söylemişti. Burada vurulan tesisler, zenginleştirme tesisleri, büyük bir nükleer reaktörün ya da santralin olduğu yerler değil. Nükleer santraller söz konusu olsa elbette kontrol edilemeyen bir reaksiyon ve sürekli radyasyon sızıntısı olabilir. Bunu biz Fukushima ve Çernobil'de gördük. Bunlarla, İran'ın vurulan tesisleri aynı statüde değil. Ancak orada çalışanlar, yakınlarında olanlar, tesislerin içerisinde olup hayatta kalanlar için çok ciddi bir tehlike olduğunu tahmin edebiliyorum" diye konuştu."Uranyum zenginleştirme" denilen sürecin, çok farklı ayakları bulunan, farklı tesisler içeren bir süreç olduğunu ifade eden Özgür Gürbüz, şöyle devam etti:"Öncelikle, her şey uranyum madeninden başlıyor. Daha sonra sarı pasta yapılıyor. Sonra bu buradaki uranyum gazlaştırılıyor. Daha sonra santrifüjlerin olduğu zenginleştirme tesislerine göre gönderiliyor ki bizim bahsettiğimiz Natanz ve Fordo, en bilinen iki tane zenginleştirme tesisiydi. 2023 yılında UAEA, Fordo'daki nükleer uranyum zenginleştirme tesisinde, İran'ın yüzde 83'lere varan oranda zenginleştirme oranına ulaştığını belirtmişti. Bu da yüzde 90'larda nükleer silah yapabilme sınırının olduğunu düşünürseniz çok ciddi bir oran.“Burada yüzlerce santrifüjün hepsinin bir anda başka bir yere taşınması çok olası gözükmüyor”Şimdi burada onlarca hatta yüzlerce santrifüjden bahsediyoruz. Bunların hepsinin bir anda başka bir yere taşınması çok olası gözükmüyor. Ama İran bir gerilime dair uyarılar aldıysa ve saldırılar başlamadan önce bu tesislerin bir bölümünü başka yerlere taşıdıysa belki bu mümkün olabilir. İran'daki uranyum zenginleştirme tesislerinin taşınması kolay değil ama zenginleştirilmiş uranyum taşınmış olabilir. Ancak unutmayalım ki İran, nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşmasına taraf olduğu için UAEA tarafından denetlenebiliyor ve bu tesislerdeki santrifüjler topluca başka bir yere götürülseydi herhalde UAEA bir uyarıda bulunurdu."“İran, dünyaya da 'Gelin beni denetleyin' diyen bir ülke; yoksa bu süreçten tamamen çıkabilir”İran’ın "gizlice" nükleer tesisini başka bir yerde kurması veya teçhizatlarını taşıması olasılığını da değerlendiren Gürbüz, şunları söyledi:“UAEA'nın denetçilerinin yaptığı denetlemeler var. Eğer bunlar olmasaydı zaten biz İran'ın şu ana kadar ne kadar uranyum zenginleştirdiğini bile duymazdık. Ancak bunun için herhalde en iyi örnek İsrail. İsrail, nükleer silah geliştirdiği Dimona'daki merkezini yıllarca tüm dünyadan saklamayı başardı. Ama bunun arkasında önemli bir faktör var: İsrail, nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşmasına hiç taraf olmadı. Yani hiç denetime kapılarını açmadı. Kimse de onun üzerine İran gibi gitmedi.Arkanızda Batı devletleri ve ABD olunca, ses çıkarmayınca, göz yumunca, böyle bir tesisi çalıştırabiliyorsunuz. Vanuna adlı bir barış aktivisti, bu tesisi ortaya çıkarana kadar dünyanın da aslında çok emin olmadığı bir gerçekti bu. O yüzden de İran'ın ne kadar çalışmayı gizleyebildiği ya da gizlemek isteyip istemediğini bilmiyoruz. Bir tahmin yürütmekte çok doğru olmaz. Ama bildiğimiz şu ki İran, aslında yıllardır müzakere sürecinde olarak nükleer enerji alanında, nükleer silah geliştirme konusunda bir anlamda dünyaya da 'Gelin beni denetleyin' diyen bir ülke; yoksa bu süreçten tamamen çıkabilir."“İran'ın Buşehr'de, bir tane nükleer reaktörü var çalışan, Buşehr'in hedef alınmaması, büyük bir şans”İran’ın ABD saldırılarından "çok ciddi" hasar aldığı tespit edildiği belirtilirken, Özgür Gürbüz, bu konuya ilişkin şunları kaydetti:"İran'ın bir tane nükleer reaktörü var çalışan, o da Buşehr'de. Yani Buşehr'in hedef alınmaması, büyük bir şans ya da bu çılgınlığa gelmedi dünya daha. Çünkü orası vurulursa gerçekten de işte o zaman Çernobil ve Fukuşima'dan bahsedebiliriz. Bu, aslında bölgede nükleer santralleri olan herkes için de bir tehdit. Bu, Ukrayna-Rusya savaşıyla gündeme net bir şekilde geldi. Biz yıllardır aslında bu tehdidin olduğunu söylüyorduk.Gerek sabotajlarla, gerek terör saldırılarıyla ya da gerek bir savaşta hedef olma ihtimaliyle nükleer santrallerin bir risk içerdiğini bahsediyorduk ama özellikle Akkuyu'da bir nükleer santral inşası da olduğu için kimse bunu konuşmak dahi istemiyordu. Halbuki çok net Türkiye'nin, İsrail tarafından saldırılabileceğini yani saldırıya uğrayabileceğini düşünenler, Akkuyu'daki nükleer santralinde vurulabileceğini ya da tehdit edilebileceğini bence düşünmeliler. Bu bir çılgındık. Bunu söyleyeyim ama artık nükleer santraller bir hedef olabiliyor. Çünkü nükleer tesisler bugün vuruluyor. Şimdi Buşehr'deki nükleer reaktöre gelince onun yakıtı zaten Rusya tarafından sağlanıyor İran'a. İran neden yakıt geliştirmek istiyor? Neden bu teknolojiyi öğrenmek istiyor. Belki de ticari zeminde çok bir mantığı yok. Bu soru aslında sorulması gereken bir soru. Çünkü kendi reaktörleri yok. Nükleer santral teknolojisi, tamamen Rusya'ya bağlı aynı bizde olduğu gibi yakıt ihtiyacı da aslında yok. Çünkü Rusya bu yakıtı sağlıyor ve orada Atom Üniversitesi Ajansı'na da gerekli güvenlik ve nükleer maddelerle ilgili sınırlamaları karşılayacağını Rusya taahhüt ediyor. Bu yüzden de İran'ın yeniden hasar almışsa eğer tesisler yeniden neden nükleer zenginleştirme sürecine başlayacağının aslında bir net bir karşılığı da yok.”“Natanz'ta anladığımız kadarıyla yeraltında da etkili olan bir hasar vardı”Gürbüz, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin, yarın Rusya'ya gideceğini ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le görüşeceğini ve çalışmalarına devam edeceklerini bildirmesi üzerine İran’ın toparlanma sürecini de şöyle değerlendirdi:"İran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşmasının tarafı olduğunu düşünürsek elbette dünyadaki uluslararası antlaşma taraf olduğunu, uyacağını söyleyen bir ülkenin de uranyum zenginleştirme hakkı var. Bunu kimse inkar edemez. O yüzden de eğer bu çalışmaları yapmak istiyorlarsa elbette İran yeniden deneyecektir ama hasar eğer büyükse yani Fordo ile ilgili gerçekten çok az bilgi var, onu söyleyelim, daha önceki saldırılarda hasar olmadığını da Atom Enerji Bakanı söylemişti, ama Natanz'ta anladığımız kadarıyla yeraltında da etkili olan bir hasar vardı. Yeniden bu sürecin başlaması belki yıllar alabilir. Eğer ciddi bir hasar oluşmuşsa İran açısından, Rusya'nın burada nasıl bir teknik destek sağlayacağı bir merak konusu. Eğer yıkılan, harap olan santrallerin yenisi Rusya tarafından veya başka bir ülke tarafından gönderilirse elbette süreç çok hızlı ilerleyebilir. Mesele zenginleştirilmiş uranyum elde etmekse benim tahminim, başka bir ülkeden bunun gelmeyeceği yönünde. Yani İran'ın kendi santrfüjlerini yeniden kurarak, tesisler oluşturması lazım. Bu konuda da şu anda çok sağlıklı bilgi olmadığı için hani yorumlar yapmamak gerek. Yani İran'dan ve Atom Enerji Ajansı'ndan başka da çok güvenilir bir kaynak olduğunu düşünmüyorum."“Nükleer tehlikeyi, Orta Doğu'dan uzaklaştırmak istiyorsak bölgedeki nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılmalıyız”Özgür Gürbüz, nükleer tehlikenin, Orta Doğu'dan uzaklaştırılmasının bir tek yolu olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:"Öncelikle Orta Doğu'da nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılmasını sağlamamız gerek. Yani nükleer, silahsız bir Ortadoğu'yu bütün ülkelerin istemesi ve bunun aslında masaya yatırılması lazım. Bunun önünde de tek engelin İsrail olduğunu hepimiz biliyoruz. Yani eğer İsrail nükleer silahlarından vazgeçerse ben büyük bir olasılıkla İran'ın da nükleer programından özellikle de uranyum zenginleştirme programından vazgeçeceğini düşünüyorum. O zaman da belki önümüzdeki tek risk nükleer santrallerin kendileri kalacak ki bu ayrı bir tartışma konusu. Ben bunun özellikle bence gündeme getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu yarış devam ederse İran değil yarın başka bir ülkede benzer amaçlarla karşımıza çıkabilir ve bölgedeki demokrasi seviyesinde düşünürsek herhangi bir çılgınlığa çok daha müsait bir bölgeden bahsediyoruz. Dünyanın başka bölgelerine kıyasla. O yüzden de risk hepimiz için daha büyük."
Reklam












