15 sanıklı "Nureddin Yıldız" davası… Gazeteci Can Öztürk: Boğazım sıkıldı, basın kartım boynumdaki iple birlikte çekilerek koparıldı ve kırıldı

TAKİP ET

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki 'Nureddin Yıldız' protestoları nedeniyle, aralarında T24 muhabiri Can Öztürk'ün de bulunduğu 15 öğrencinin yargılandığı davanın ilk duruşmasında savunmalar yapıldı. Sanıklardan gazeteci Can Öztürk savunmasında, 'Yaptığım gazetecilik faaliyeti nedeniyle polis tarafından alanda hedef gösterildim ve gözaltına alındım. Boğazım sıkıldı, boynumda asılı olan basın kartım boynumdaki iple birlikte çekilerek koparıldı ve kırıldı. Bütün bu olanların ardından da ters kelepçe ile gözaltına alındım. Benim burada sanık kürsüsünde yargılanmam değil, arkada izleyicilerin olduğu yerde diğer gazeteci arkadaşlarımla bu davayı takip etmem gerekiyordu. Gazeteciliğim engelleniyor şu anda' dedi.

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) Boğaziçi Üniversitesi’ndeki “Nureddin Yıldız” protestoları nedeniyle, aralarında T24 muhabiri Can Öztürk’ün de bulunduğu 15 öğrencinin yargılandığı davanın ilk duruşmasında savunmalar yapıldı. Sanıklardan gazeteci Can Öztürk savunmasında, “Yaptığım gazetecilik faaliyeti nedeniyle polis tarafından alanda hedef gösterildim ve gözaltına alındım. Boğazım sıkıldı, boynumda asılı olan basın kartım boynumdaki iple birlikte çekilerek koparıldı ve kırıldı. Bütün bu olanların ardından da ters kelepçe ile gözaltına alındım. Benim burada sanık kürsüsünde yargılanmam değil, arkada izleyicilerin olduğu yerde diğer gazeteci arkadaşlarımla bu davayı takip etmem gerekiyordu. Gazeteciliğim engelleniyor şu anda” dedi.

"Dayak yiyen kadın sabaha kadar şükretsin”, "6 yaşında çocukla evlenilebilir" şeklinde sözleri nedeniyle tepki çeken ilahiyatçı Nureddin Yıldız, 13 Mayıs’ta Boğaziçi Üniversitesi’ndeki bir etkinliğe konuşmacı olarak katılmıştı. Konuşması sırasında öğrencilerden biri Yıldız'ı yumurta atarak protesto etmişti. Yıldız'ın üniversitelerine konuşmacı olarak davet edilmesini protesto eden öğrenciler bir süre sonra polis tarafından ablukaya alınmıştı. Ablukanın ardından gözaltına alınan 97 öğrenciden 15’i adliyeye sevk edilmiş, öğrencilerden 6’sı tutuklanırken T24 muhabiri Can Öztürk ve beraberindeki 8 öğrenci ise imza ve yurt dışı yasağı şeklinde adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılmıştı. Tutuklulardan biri iki gün sonra re’sen, diğer 5’i ise 16 gün sonra tensiple tahliye edilmiş ve tüm adli kontrol tedbirleri kaldırılmıştı.

“Görevi yaptırmamak için direnme”, “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamalarıyla haklarında dava açılan 15 kişi ise bugün ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşma, 10:25’te kimlik tespitiyle başladı. Avukat Didare Hazal Sümeli, Can Öztürk’ün gazeteci olması ve haber takibi için olay yerinde bulunması nedeniyle dosyanın ayrılmasını istedi. Hakim, istemi reddetti. Ardından sanık savunmalarına geçildi.

“Derslere katılamadığım için ortalamam düştü ve şu an burs alamıyorum”

İlk olarak 16 gün tutuklu kalan 20 yaşındaki öğrenci Arda Atçı savunmasında, “Birden kalabalığın içinde kaldım. Olaydan daha önce haberim yoktu. Hızlıca polisler müdahale etti. Beni darp ettiler. Oradan uzaklaştırıldım, araca bindirildim. Ben ve ailem süreçten çok etkilendik. Derslere katılamadığım için ortalamam düştü ve burs alamıyorum şu an. Ben kimseye zarar vermedim, o gün de hep gün kullandığım yoldan geçiyordum.” dedi.

T24 muhabiri Can Öztürk, şu anda dahi gazeteciliğinin engellendiğini Boğaziçi Üniversitesi'nde yaşadıklarını, tanıklığını şöyle anlattı:

“Gerek sahada gerekse bu adliyenin koridorlarında mesai yapan bir gazeteciyim. İstanbul’daki adliyelerin duruşma salonlarına girip çıkarım. Ayrıca kurumum tarafından da gerekirse protestoları izlemek üzere sahada da görevlendiriliyorum.

O gün de aynen bu şekilde Boğaziçi Üniversitesi’nin Kuzey Kampüsü’ne gittim ve oradan anlık olarak yazdığım haberi mesai arkadaşlarıma aktarmaya başladım. Haber dışında twitter üzerinden çektiğim videolar paylaşıldı. Sonra okula çevik kuvvetin girmesiyle ve öğrencilerin polis tarafından alanda sıkıştırılmaya başlanmasıyla öğrencilerin arasında kaldım. Polislerin ittirmesiyle bazı öğrenciler bacaklarım ve kollarımın üzerine yığıldı. Aldığım darp raporlarında da göreceğiniz üzere vücudumda ezikler oluştu.

Boğazım sıkıldı, boynumda asılı olan basın kartım boynumdaki iple birlikte çekilerek koparıldı ve kırıldı”

Kalabalığın içerisinden çıkıp daha geniş bir alandan çekim yapmak üzere geriye çekildim. Yeniden polislerin ittirmesiyle kalabalığın içerisine sokuldum. Aynı şekilde haberi buradan da aktarmaya devam ettim.

Gazeteci olduğumu belirtmeme rağmen zorla abluka içerisine sokuldum. Ablukaya alındığım sırada üzerimde hem kurum kartımı hemde 140’tan fazla ülkede geçerli olan uluslararası basın kartımı taşıyordum. Bu kartlarımı birebir tanıdığım amirlere göstermeme rağmen ablukadan çıkmama izin verilmedi. Üzerine bazı polis memurları tarafından hakaretlere maruz bırakılarak çektiğim videoları paylaşamamam için beni bırakmayacaklarını söylediler. Yaptığım gazetecilik faaliyeti nedeniyle polis tarafından alanda hedef gösterildim ve gözaltına alındım. Boğazım sıkıldı, boynumda asılı olan basın kartım boynumdaki iple birlikte çekilerek koparıldı ve kırıldı. Bütün bu olanların ardından da ters kelepçe ile gözaltına alındım.

“Genetik karaciğer rahatsızlığımın olduğunu belirtmeme rağmen uzun bir süre yemek verilmedi”

Gözaltında tanıştığım buradaki arkadaşlar ile 8 saatten uzun süre ters kelepçeli bekletildik. Tuvalete bile yalvararak gitmemize izin verildiği durumlar oldu. Genetik karaciğer rahatsızlığımın olduğunu belirtmeme rağmen uzun bir süre yemek verilmedi. Astım hastası olan başka bir arkadaşa ilacını verdiler ancak ellerini çözmediler. İlacı kullanmak için iki elini kullanması gereken bu kişi saatlerce bu nedenle ilacından uzak kaldı.

12 saatlik gözaltı sürecimizin ardından emniyette ifadelerimiz alındı ve orada bile ifade tutanağına benim ancak gazetecilik yaptığım fotoğrafımı koyabildiklerini fark ettim. Herkesin her şeyden haberdar olduğu bir durumda gözaltında tutuldum. Emniyette basın kartlarımın kopyalarını sunmamıza rağmen savcılık beni mevcutlu olarak adliyeye sevk etti. Sevk işlemleri sırasında azılı suçlularmış gibi ters kelepçeli bir şekilde kollarımızda polislerle araçlara bindirildik. Bu anlar kayıt altına alındı. Hastane kontrolümüzün ardından da Çağlayan’da nezarete koyulduk.

Serbest bırakılmamdan günümüze yaklaşık 5 aylık süre içerisinde belki yüzlerce haber yazdım. Gazeteciliği, yapılabilecek en iyi şekilde yerine getirdiğimi düşünüyorum. Bu süre içerisinde İletişim Başkanlığına yaptığım turkuaz basın kartı başvurum kabul edildi. Artık Cumhurbaşkanlığı’nın verdiği basın kartına da sahibim.

Sözlerimi bitirirken son olarak şunu da eklemek istiyorum; benim burada sanık kürsüsünde yargılanmam değil, arkada izleyicilerin olduğu yerde diğer gazeteci arkadaşlarımla bu davayı takip etmem gerekiyordu. Gazeteciliğim engelleniyor şu anda. Üniversite kampüsünde yaşananlarda işimi yapmamın engellenmesi bir yana anlık olarak bu yargılama süreci de beni mağdur duruma düşürmekte. Bu nedenle beraatimi talep ediyorum.”

Ailemle görüşlerim bile kısıtlandı”

16 gün tutuklu kalan 20 yaşındaki Eren Mehmet Apucu, “8 saat boyunca aç susuz gözaltında bekletildim. Bir polis memuru 4 fotoğraf gösterdi, 4 fotoğraftaki de ben değildim. Amirine sordu, o da benim olmadığımı söyledi. Fotoğraftaki saçları bana benzeyen bir kadındı. 16 gün tutuklu kaldım. Sürekli çeşmeden su içtim, bu yüzden hastalandım. Ailemle görüşlerim bile kısıtlandı. Sınavlarıma giremedim, yaz okulunda ders almama rağmen geçemedim.” dedi.

21 yaşındaki İdil Bayram, “16 gün tutuklu kaldım. Hiç şahit olmayacağım ortamlara şahit oldum. Ailem şehir dışında olduğu için buraya gelip giderken ciddi anlamda maddi sıkıntı yaşadılar. Bu dosyada mağdur olduğumu düşünüyorum" diyerek beraatını istedi.

“Şeker ilacıma ulaşamadım. Yaralarım geç iyileşti, sürekli kustum, gözlerim bulanıklaştı”

23 yaşındaki Merve Mina Pelit ise, “Okul öncesi öğretmenliğinde üçüncü sınıf onur öğrencisiyim. Kayyumla yönetilen bir okulda olmak böyledir. Ders çalışmanız gerekirken işkenceyle gözaltına alınırsınız. Boğaziçi Üniversitesi’nde iyi bir eğitim alıp ülkesine faydalı olmak isteyen öğrencileri bekleyen budur. Sanık ve müştekiler olarak, biz aynı eller tarafından mağdur edildik. O gün de her gün olduğu gibi okuldaydım. Polisin dağılın ihtarı yaptığını duymadım. Polislerin düştüğünü de görmedim. Hiçbir polise karşı direnmedim, zarar da vermedim. Başım dik, ülkemden umutluyum. Benden bunu almak için şiddetten ve Silivri’de tutuklu kalmaktan daha fazlası gerekiyor. Şeker ilacıma ulaşamadım. Yaralarım geç iyileşti, sürekli kustum, gözlerim bulanıklaştı. Yine de bulunduğum yerle gurur duyuyorum. Bir insanın '6 yaşında bir çocukla evlenilebilir' demesini kabul edemiyorum. Nurettin Yıldız, annesinin buzdolabına sakladığı çikolataya erişemeyecek çocukları evlendirmeyi savunuyor.” dedi.

Sanık avukatları, video kayıtları incelenerek, bir yıldır toplumsal olaylarda sürekli karşılaştıklarını iddia ettikleri amirin kimlik tespitinin yapılması, olay günü görevli bulunan emniyet personeli hakkında mahkemece suç duyurusunda bulunulmasını ve re’sen soruşturma başlatılmasını talep etti. Sanık ve avukat savunmalarının ardından savcılık, eksik hususların giderilmesini ve savunması alınmayan bir kişinin dinlenmesini istedi.

Yaklaşık yarım saatlik aradan sonra ara kararını açıklayan hakim, duruşmaya gelmeyen müştekiler hakkında zorla getirme kararı çıkardı. Avukatların suç duyurusu taleplerini reddeden hakim, tüm sanıkları duruşmalardan vareste tuttu. Bir sonraki duruşma 12 Ocak 2026’da yapılacak.