B40 Zirvesi... Ümit Özlale: Z kuşağı, yapay zeka ve dijital göçebe dalgasıyla yüzleşmeliyiz

TAKİP ET

Balkan şehirlerinin buluştuğu B40 Zirvesi'nde beyin dolaşımı, dijital göçebeler ve yerel yönetimlerin dijital dönüşümdeki rolü öne çıktı. Etkinlikte altyapı, barınma krizi ve inovasyon ekseninde önemli mesajlar verildi. Etkinlikte konuşan CHP İzmir Milletvekili Özlale, "Türkiye'de merkezi yönetimden gelen destekler ve yatırım eksikliği ilerlemenin önünde bir engel oluşturuyor" dedi.

(İZMİR) - Balkan şehirlerinin buluştuğu B40 Zirvesi'nde beyin dolaşımı, dijital göçebeler ve yerel yönetimlerin dijital dönüşümdeki rolü öne çıktı. Etkinlikte altyapı, barınma krizi ve inovasyon ekseninde önemli mesajlar verildi. Etkinlikte konuşan CHP İzmir Milletvekili Özlale, "Türkiye'de merkezi yönetimden gelen destekler ve yatırım eksikliği ilerlemenin önünde bir engel oluşturuyor" dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen B40 Kültürel ve Ekonomik İşbirliği Zirvesi, Balkan ülkelerinden gelen yerel yöneticileri bir araya getirdi. “Beyin Dolaşımı, Dijital Göçebeler ve Kentsel İnovasyonun Geleceği” temasıyla gerçekleştirilen zirvede, kentlerin dijital dönüşümdeki rolü, yerel yönetimlerin küresel rekabette üstlenmesi gereken sorumluluklar ve yeni nesil iş gücünün kentlere etkisi ele alındı.

Zirveye, CHP İzmir Milletvekili Ümit Özlale, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekili Nuri Aslan, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın, B40 üyesi yabancı belediye temsilcileri ve çok sayıda yerel yönetici katıldı.

Özlale: “Dijital göçebeler bir kentin misafiri değil, dönüşümün katalizörüdür”

Zirvede konuşan CHP İzmir Milletvekili Ümit Özlale, dijital göçebelerin sadece bir yaşam tarzı değil, kentlerin dönüşümünü hızlandıran birer aktör olduğunu vurguladı. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin eşiğinde olduğumuzu belirten Özlale, önceki sanayi devrimlerinde Türkiye'nin kaçırdığı fırsatları hatırlatarak bu kez bu dönüşümün merkezinde yer alınması gerektiğini söyledi.

“Her 10 çalışandan biri artık dijital göçebe. Bu sayı ülkede 18,1 milyona, dünya genelindeyse 40 milyona ulaştı. 2030’a kadar bu sayının 60 milyonu geçmesi bekleniyor. Dijital göçebeler yalnızca yeni bir yaşam tarzını değil, aynı zamanda şehirler için bilgi, deneyim ve fikirlerin çarpıştığı bir potansiyel alanını da temsil ediyor. Küresel dijital göçebe raporlarına göre en çok tercih edilen ilk 10 destinasyonun 9’u Avrupa’da. Bu listede Lizbon, Porto, Tallinn ve Bükreş gibi şehirler yer alıyor. Bu şehirlerin ortak özellikleri ise güçlü altyapı, istikrarlı internet, kesintisiz enerji ve dijital iş gücünü destekleyen bir ekosistem. Ne yazık ki Türkiye hâlâ bu alanda oldukça geride. Dijital göçebeleri çekebilmek için elektrik altyapısından internet kalitesine kadar ciddi iyileştirmelere ihtiyacımız var. Örneğin, birkaç gün önce bir dijital göçebenin hayatına birebir şahit oldum. Gediz Elektrik kesinti yaptı ve bu kişi Hindistan’daki bir şirketle çalışamadan bir günü kaybetti. Estonya ve Romanya’nın dijital altyapılarının gücü, onları listenin üst sıralarına taşıyor. Türkiye'de ise merkezi yönetimden gelen destekler ve yatırım eksikliği bu ilerlemenin önünde bir engel oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

“Her ülke ve şehir en iyi dijital göçebeleri çekmek için strateji geliştiriyor”

Asya’da Tayvan, inovasyon kapasitesiyle ilk 15’te yer aldığını belirten Özlale, “Bali gibi turistik yerler tercih edilirken Tayvan gibi yüksek teknoloji ülkeleri de üretim ve inovasyon süreçlerine entegre olmak isteyen dijital göçebeler için çekici hale geliyor. Bu artık sadece bireysel bir tercih değil; devletlerin birbirleriyle rekabet ettiği bir alan. Her ülke ve şehir en iyi dijital göçebeleri çekmek için strateji geliştiriyor. Bu konu artık bir devlet politikası haline geldi ve sevindirici biçimde, Türkiye’deki birçok siyasi partinin programında da yer buluyor. Ancak zorluklar da var. Örneğin Portekiz’in göçebeler için çok cazip hale gelmesi kira fiyatlarını artırdı. Türkiye’de, özellikle İzmir’de, ciddi bir barınma sorunu var. Dijital göçebeleri çekerken bu sosyal dengeyi göz önünde bulundurmalıyız. Bu noktada, dünyada dijital göçebeler için farklı konseptlerde yatırım yapan otel zincirleri örnek alınabilir. Türkiye’de de dijital göçebeler için barınma ve yaşam koşullarını optimize edecek yatırımların önü açılmalı. Özellikle Bornova gibi bölgelerde bu potansiyel değerlendirilebilir. Gelir gruplarına baktığımızda dijital göçebelerin yüzde 17’si yıllık 25 bin doların altında, yüzde 37’si 25-75 bin dolar arasında, yüzde 30’u 75-150 bin dolar arasında, yüzde 16’sı ise 150 bin doların üzerinde gelir elde ediyor. Yani çok geniş ve segmentli bir yapı söz konusu. Bu nedenle hangi profildeki göçebeyi hangi bölgeye çekmek istediğimizi netleştirmeliyiz” diye konuştu.

CHP’li Özlale konuşmasına şu şekilde devam etti:

“Göçebelerin büyük bölümü Y ve Z kuşağı mensubu olduğunu belirten Özlale, “Gen Z'nin dijital göçebeler içindeki payı 2019’da yüzde 1’in altındayken, 2024’te yüzde 26’ya ulaştı. Etnik çeşitlilik de hızla artıyor. African American göçebelerin oranı son dört yılda yüzde 13’ten yüzde 21’e yükseldi. Bu, kültürel olarak daha çeşitli, daha genç ve teknolojiye entegre bir topluluğun yükselişini gösteriyor. Dijital göçebeler ayrıca yapay zekayı yoğun biçimde kullanıyor. Yüzde 79’u aktif olarak yapay zeka uygulamalarıyla çalışıyor. Bu, kentlerin artık yalnızca fiziksel altyapılarla değil, dijital ve yapay zeka destekli altyapılarla rekabet edeceği bir döneme işaret ediyor. Bu noktada veri merkezleri (data center) kritik önem taşıyor. Türkiye’nin bazı bölgelerinde hâlâ bir veri merkezi yok ve bu durum yapay zeka tabanlı girişimlerin gelişimini ciddi şekilde sınırlıyor. Bir başka dikkat çekici eğilim de dijital göçebelerin çocuklarıyla birlikte seyahat etmeye başlaması. Artık göçebelerin yüzde 23’ü aileleriyle birlikte hareket ediyor. Bu durum, eğitim ve çocuk dostu sosyal yaşam altyapısını da zorunlu hale getiriyor. Eğer bir kişi çocuğuyla birlikte 5-7 hafta bir şehirde kalıyorsa, o çocuğun kaliteli bir eğitim ortamına erişebilmesi gerekir.”

“İzmir, bu yeni hikâyeyi yazabilecek bir şehir”

İzmir Planlama Ajansı’nın çalışmalarıyla İzmir ve Balkan şehirlerini karşılaştırıldığını aktaran Özlale, “İzmir, sosyal yaşam, yürünebilirlik ve kültürel çeşitlilik açısından güçlü, fakat internet hızı ve vize kolaylığı bakımından geride kalıyor. Elektrik kesintileri ve teknolojik altyapının yetersizliği, dijital göçebeler açısından caydırıcı unsurlar. Belgrad ve Sofya gibi şehirler ise uygun yaşam maliyetleriyle öne çıkıyor. Atina, kültürel çeşitlilik açısından İzmir’e benzer fakat internet altyapısında daha avantajlı. Türkiye ve bölge ülkeleri finansman açısından hâlâ EBRD, IFC gibi kalkınma kuruluşlarına bağımlı. Ancak bu finansman modellerinin sadece fiziksel altyapıya değil, sosyal ve beşeri sermayeye de odaklanması gerekiyor. İzmir Planlama Ajansı’nın Urban Policy Note belgesinde 6. ve 8. maddeler, yeni nesil kentsel finansman araçlarına vurgu yapıyor. Blended finance yaklaşımı, kamu, özel sektör ve uluslararası fonların birlikte çalışmasını, misyon odaklı finansmanla toplumsal faydanın da gözetilmesini öneriyor. Bu bağlamda, co-working alanları, kültür merkezleri ve dijital göçebelerle etkileşimi kolaylaştıracak sosyal alanlara yatırım yapılması çok önemli. Üniversite kampüsleri şehre entegre edilmeli, herkese açık kültürel ve bilimsel paylaşım merkezlerine dönüşmeli. Ayrıca barınma krizine yönelik kısa süreli konut çözümleri ve Airbnb gibi platformlarla dijital göçebeler için esnek modeller geliştirilmeli. Bunun önünde engel olan bürokratik hantallığın kaldırılması, regülasyonların daha esnek hale getirilmesi gerekiyor. Yeşil tahviller ve ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) fonları da dijital göçebeler için önemli. Onlar sadece hızlı internet değil, aynı zamanda sürdürülebilir enerji, kolay ulaşım ve çevreci şehirler arıyor. Sonuç olarak, 21. yüzyılda kentleri tanımlayan şey artık binalar, köprüler değil; farklı yerlerden gelen insanların bir araya gelip ne tür anlamlar yarattıklarıdır. İzmir, geçmişten bu yana çok kültürlü bir hikâyeye sahip ve bunu geleceğe taşımak için büyük bir potansiyele sahip. Bu potansiyeli değerlendirmek, sadece göçebeleri çekmekle değil, aynı zamanda onlarla birlikte bu şehri dönüştürmekle mümkün. Dijital göçebelerle karşılaşmak, birlikte fikir alışverişi yapmak, yepyeni iş modellerinin ortaya çıkmasına vesile olabilir. Bugün kentlerimizi geleceğe hazırlarken yalnızca imar politikalarını mı konuşacağız, yoksa dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla birlikte yeni bir hikâye mi yazacağız? İzmir, bu yeni hikâyeyi yazabilecek bir şehir. Yüzyıllardır böyleydi, iyi ki de böyle” dedi.