DEM Parti Grup Toplantısı... Bakırhan: "Sayın Erdoğan'la yapacağımız görüşmeyle herkesi kapsayan hukuk ve iç barışı sağlayacak bir yol haritasının çıkmasını umut ediyoruz"

TAKİP ET

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la İmralı Heyeti'nin yapacağı görüşmeye ilişkin olarak, "Sayın Erdoğan'la yapacağımız görüşmeyle herkesi kapsayan demokrasi, hukuk ve iç barış sağlayacak bir yol haritasının çıkmasını umut ediyoruz. Heyetimizin yapacağı görüşmeler sonrasında Türkiye'ye nefes aldıracak bir döneme gireceğimizi düşünüyoruz. Bu kapsamda barış iklimini somut hayata yayacak gelişmelerin en kısa sürede gerçekleşmesini bekliyoruz. İnşallah önümüzdeki günlerde yeni gelişmeleri, yeni hamleleri hep birlikte göreceğiz' dedi.

(TBMM) - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la İmralı Heyeti'nin yapacağı görüşmeye ilişkin olarak, "Sayın Erdoğan'la yapacağımız görüşmeyle herkesi kapsayan demokrasi, hukuk ve iç barış sağlayacak bir yol haritasının çıkmasını umut ediyoruz. Heyetimizin yapacağı görüşmeler sonrasında Türkiye'ye nefes aldıracak bir döneme gireceğimizi düşünüyoruz. Bu kapsamda barış iklimini somut hayata yayacak gelişmelerin en kısa sürede gerçekleşmesini bekliyoruz. İnşallah önümüzdeki günlerde yeni gelişmeleri, yeni hamleleri hep birlikte göreceğiz” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında 2 Temmuz'un Madımak Katliamı'nın yıldönümü olduğunu hatırlatarak “Sazın, sözün, türkünün yakıldığı acı bir ana şahitlik ettik. Şiir yakıldı, kalem yakıldı, saz ateşe verildiğini gördük. Çok şey görmüştük ama bunları da yaşadık. Hiçbir kitapta, hiçbir inançta, hiçbir felsefede yazmayan bir katliamı aslında Türkiye gördü. Bu katliam bize ayrımcılığın inkarcılığın yarattığı acı sonuçları bir kez daha gösterdi. Madımak Oteli'nde alevler sadece bir binayı yakmadı. Aslında bu toprakların birlikte yaşam umudunu yakmaya yeltendi. Yarın biz de eş başkanımız Tülay Hatimoğulları ile bir heyetimiz Madımak'ta olacağız. 2 Temmuz'un yıl dönümü sebebiyle de yitirdiğimiz şairlerimizi, ozanlarımızı, canlarımızı bir kez daha minnetle, saygıyla anıyorum" dedi.

"Bu ülkede kimsenin linç girişinde bulunma hakkı da yoktur"

Bakırhan, şunları kaydetti:

"Leman dergisinde yayınlanan bir karikatürün Hazreti Muhammed'i hedef aldığı gerekçesiyle dergi binasına ve bazı işletmelere karşı tehlikeli bir provokasyon ve linç girişimi yaşandı. Öncelikle Hazreti Muhammed'i hatırlatacak bir karikatürün yayınlanması hem de bu karikatürü gerekçe göstererek linç girişiminde bulunmasını doğru bulmuyoruz. Herkesin toplumdaki kutsallar ve hassasiyetler konusunda dikkatli davranması gereken bir süreçte yaşıyoruz. Öte yandan bu ülkede kimsenin linç girişiminde bulunma hakkı yoktur. Bu sebeple kimseyi hukuk dışına çıkmamaya davet ediyoruz. Türkiye toplumsal barışını ararken bu tarz hadiseler toplumsal barış imkanına yara oluşturuyor.

"Dünya güvenliğini sağlamanın yolu daha fazla silahta değil, daha fazla eşitliktedir, adalettedir"

NATO'nun 2025 yılı toplantısının sonuçlarına baktığımız zaman Dünya Savaşı'nın ayak seslerini duyuyoruz. Milyonlarca insan dünyada açlıkla mücadele ederken, işsizlikle kavrulurken, hak, hukuk her yerde askıya alınmışken NATO ülkeleri dünyadaki sorunların çözümsüzlüğünü derinleştirecek yeni bir karara imza attılar. Diyorlar ki, 'bugüne kadar savaşlarda kullandığımız askeri harcamalar için ayırdığımız bütçe yetmiyor. Şimdi milli hasılanın yüzde 5'ini silahlanmaya harcayalım.' Biz de tekrar ediyoruz. Dünya güvenliğini sağlamanın yolu daha fazla silahta değil, daha fazla eşitliktedir, adalettedir. Daha fazla bombada, topta, tüfekte değil, daha fazla özgürlük ve demokrasidedir. Dünya Savaşı'nın ayak izlerini Ortadoğu'da net şekilde görüyoruz. Soğuk Savaş'ın bitiminde Körfez Savaşı oradan günümüze uzanan çizgi Ortadoğu'da yeni bir nizam dayatmaktadır. Gazze'den Tarhan'a, Kiev'den Şam'a kadar süren bu ateş tesadüf değil.

"Bölge baştan yazılıyorsa Türkiye'nin stratejisi de yeniden doğmalıdır"

12 Mayıs'ta kongre kararlarının açıklanmasıyla Türkiye ve PKK pozisyon alıyor. Bu kronolojiyle Türkiye hem Ortadoğu'daki risklerden korunabilir, hem de iç barışını tekrar canlandırabilir. İbni Haldun'un tarih anlayışına göre, 'toplumlar aklı ve iradesiyle tarihini yazar, kader ise kendi seçimlerinin bir sonucudur' der. 22 Ekim, 27 Şubat, 12 Mayıs bu tarihler yılların vardır, bu topraklardadır, kaderimizi bu topraklarda birlikte belirleyeceğiz. 22 Ekim, 27 Şubat ve 12 Mayıs kendi kaderini yazmanın tarihleridir. Değişen bölgesel dengeler eski paradigmaları çöpe atıyor. Yeni çözüm arayışlarını dayatıyor. Devlet ve devlet dışı aktörler dönüşmek zorundadır. Bölgedeki ideolojiler, örgütler artık kimse sadece taktik oyunlarla, oyalanmalarla süreç götüremez. 100 yıllık geçmişin yükü sırtımızda, 100 yıllık geleceği inşa etmenin sorumluluğu omuzlarımızdadır. Bölge baştan yazılıyorsa Türkiye'nin stratejisi de yeniden doğmalıdır. Bu stratejiye ruh verecek olan Kürt-Türk ilişkilerini açacağız.

"Sayın Öcalan'ın barışın maestrosu olduğu artık inkar edilemez"

Sayın Öcalan, Ortadoğu'nun karmaşık siyasi tablosunda barışın pusulasını cesaretle çiziyor. Kürt sorununun çözümünden bölgesel dengeye uzanan geniş perspektifle hareket ediyor. Sayın Öcalan'ın barışın maestrosu olduğu artık inkar edilemez. Herkesi ciddiyete ve tefekküre davet ediyoruz. Sayın Öcalan tek bir çağrısıyla 52 yıllık çatışmayı bitirme iradesini gösterdi. Milyonlarca insanın desteğini alarak toplumsal barışın önünü açtı. Sadece Türkiye'nin iç barışına değil, Suriye'den Irak'a uzanan coğrafyanın demokratik dönüşümüne de ışık tutuyor. Nelson Mandela, hapiste 27 yıl geçirdi. 27 yılın özeti, Mandela'nın dediği gibi 'barış bizim elimizde' sözleri oldu. İmralı'da da yaklaşık 27 yıldır barışın bu topraklarda mümkün olduğu çağrısı yanıtlanıyor ve yapılıyor.

"Önümüzdeki günlerde yeni gelişmeleri, yeni hamleleri hep birlikte göreceğiz"

DEM Parti olarak sürecin ciddiyetine layık davranıyoruz. Amerika'dan Almanya'ya İngiltere'den dünyanın dört bir yanına barış diplomasisini örüyoruz. Türkiye'de bütün siyasi partilerin, emek, meslek örgütlerinin, işveren kurumlarını ve çeşitli halklar ve inançların örgütlü temsilcileriyle bir araya geliyoruz. Bu süreci konuşuyoruz. Barışta herkesin tuzu olması gerektiğini anlatıyoruz. Parti heyetimiz önümüzdeki günlerde de Sayın Cumhurbaşkanı'yla buluşacak. Bu görüşmeye de büyük önem veriyoruz. Bölgesel kaos tırmanırken iç barışımızı güçlendirmek için daha çok konuşmalıyız. Bir araya gelmeliyiz. Sayın Erdoğan'la yapacağımız görüşmeyle herkesi kapsayan demokrasi, hukuk ve iç barışı sağlayacak bir yol haritasının çıkmasını umut ediyoruz. Heyetimizin yapacağı görüşmeler sonrasında Türkiye'ye nefes aldıracak bir döneme gireceğimizi düşünüyoruz. Bu kapsamda barış iklimini somut hayata yayacak gelişmelerin en kısa sürede gerçekleşmesini bekliyoruz. Temennimiz bu yöndedir. İnşallah önümüzdeki günlerde yeni gelişmeleri, yeni hamleleri hep birlikte göreceğiz. İç barışı kurmak, demokratik siyaset kanallarını güçlendirmekten geçiyor.

"Artık siyasi davalarla siyaseti dizayn etme zihniyetinden vazgeçilmemelidir"

Kobani davasının gerekçeli kararı açıklandı. Maşallah kırtasiyelerde A4 kağıdı kalmadı. 33 bin sayfa. Sanırım Ankara'dan o sayfaları birbirine yapıştırırsak buradan Muş'a yol olur. Malazgirt'e kadar da belki gider. Barışa bir katkısı olur umarım. Dokuz yıldır Kobani davası demokratik siyasete yapılan saldırıların ana simgesi oldu. 33 bin sayfa da olsa, 100 bin sayfa da olsa bu kağıt siyasi kumpas ve demokratik siyasete müdahalenin adıdır. Artık siyasi davalarla siyaseti dizayn etme zihniyetinden vazgeçilmemelidir. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Kobani kumpas davasında yargılanan arkadaşlarımız bizimle birlikte bu yürüyen sürece katkı sunmak için dışarıda, yanımızda olmalılar. Bir yıl beklediler, 33 bin sayfada emin olun 35 bin yalan ürettiler. Bu günler geride kalacak eminim. Böyle bir arada olursak, dayanışırsak, mücadelemizi büyütürsek, bu sürece sahip çıkarsak bu kumpas davalarını inşallah bir daha görmeyiz.

"CHP'ye yapılan müdahaleler aslında Türkiye'de topyekûn bir demokratikleşme zorununu da gözler önüne seriyor"

Cumhuriyet Halk Partisi'ne yapılan müdahaleler Türkiye'de topyekûn demokratikleşme morununu gözler önüne seriyor. En son Cumhuriyet Halk Partisi'nde 38. Olağan Kurutayı'na dair görülen bir dava vardı. O da 8 Eylül'e ertelendi. Kobani davası, Kurultay davası ve  devam eden onlarca siyasi davanın artık bu ülkenin gündeminden çıkarılması gerektiğini belirtmek istiyoruz. Türkiye'de sorunların çözümsüzlüğünü derinleştiren bu anlayış sadece Kürtlere, Alevilere, muhaliflere değil Türkiye'ye büyük bir zarar veriyor. Artık bunun görülmesi gerekiyor.

"Tunç Soyer, Türkiye'nin barış ve demokratik bir düzenin inşası için var gücüyle çalıştı"

Bu sabahın erken saatlerinde de önceki dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer'in ve aralarında belediye çalışanlarının ve siyasetçilerin bulunduğu gözaltı operasyonu izledik. Yargı eliyle yapılan, bu siyasi operasyonları reddediyoruz. Bunu demeye devam edeceğiz. Yargı siyaseti dizayn etmemeli. Eğer bir şeyiniz varsa sandıkta bunun hesabını görürsünüz. Emin olun Türkiye'de yaşayan halklar kimin doğru, kimin yanlış, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu siyaset yapan bu yargı, kumpas kararlarıyla içeri atanlardan daha iyi biliniyor. Bunlar kimseye kazandırmıyor. Tunç Soyer, Türkiye'nin barış ve demokratik bir düzenin inşası için var gücüyle çalıştı. Biz de buna şahitlik ettik. Soyer, başta olmak üzere kalbi barışla atan siyasetçilerin üzerine yargıyla gitmek sorunlarımızı çözmez. Bilakis derinleştirir. Bu akıl tutulmasına artık son verilmeli. Kobani kumpas davasıyla, bir başka partinin kongresinde bilmem ne aramakla, belediye başkanlığı yapmış insanlara kumpasla, soruşturma açarak gözaltını alarak artık biz bu süreci böyle yürütemeyiz. Defalarca bunlar denendi ve bunlardan sonuç alınmadı. Eğer sonuç alınsaydı Kobani kumpas davasından sonra biz bu salonlarda olmazdık. Milyonlarla Nevroz'larda olmazdık. Hak, hukuk arama mücadelesinde olmazdık. Demek ki bu kumpas davaları sonuç almıyor. Bu en iyi göstergesi DEM Parti'de geleneğine yapılan operasyonlar sonrası güçlü bir şekilde mücadele etmemizdedir. Buradan artık dersler çıkarılmalıdır. Değil Tunç Soyer'in gözaltına alınması, derhal serbest bırakılması gerekiyor.

"Meclis'te Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesini öne alan komisyon artık hızlandırılmalıdır, kurulmalıdır"

Haksızlıkların son bulmasında, Türkiye'nin demokratikleşmesinde Meclis'e artık büyük görevler düşüyor. Meclis'te Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesini öne alan komisyon artık hızlandırılmalıdır, kurulmalıdır. Bu süreç bir madalyonun iki yüzü gibidir. Birinci yüzünde demokratikleşme adımlarının atılması, ikinci yüzünde silahsızlanma sürecinin yönetilmesi var. Silahsızlanma kapsamında PKK'ye ilişkin yasanın çıkarılması süreci yasal temelini oluşturacaktır. Silahsızlanma sürecinin sağsalim gerçekleşmesi kardeşlik hukuku kapsamında kucaklaşmayı sağlayacaktır. İnsanların bu sürece güvenini arttıracaktır. Bu ülkenin yurttaşları kardeşlik hukuku içerisinde kucaklaşsın, sevaplaşsın istiyoruz. Birbirlerinin iş yerinin camının çerçevesini indirmesin diyoruz. Birlikte bu ülkenin geleceğini inşa edelim diyoruz. Bu konuda da Meclis'i göreve çağırıyoruz. Komisyon sonuç alacak şekilde çalışırsa ve uygun bir içerikte kurulursa emin olun Türkiye demokrasisinin önü açılır. Barışının ikameti Ankara'dır, mekanı Meclis'tir. Muhatabı 86 milyon insandır. İşte içte huzurlu bir Türkiye'yi Ortadoğu'da istikrarın sigortası yapmak için herkesi siyaset yapmaya, barışı büyütmeye davet ediyoruz. En başta da Meclis'i, Meclis Başkanı'nı…”