DEM Partili Koçyiğit'ten zeytinlikleri madencilik faaliyetine açacak teklife tepki: Bu yasayı getirenlerin doğa sevgisi yok, zeytin ağacına hiç dokunmamış

TAKİP ET

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, zeytinlikleri madencilik faaliyetlerine açacak olması nedeniyle eleştirilen kanun teklifine ilişkin; "Bu yasayı getirenlerin ülke sevgisi, doğa sevgisi, köylü sevgisi yok; zeytin ağacına hiç dokunmamış, gölgesinde hiç yatmamış. İnsan ancak böyle bir yasayı bu dünyada tek bir dikili ağacı olmazsa getirebilir, tek bir dikili ağacın gölgesinde uyumamışsa, onun bir meyvesini yememişse getirebilir" dedi.

(TBMM) - DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, TBMM Sanayi Komisyonu'nda zeytinlikleri madencilik faaliyetlerine açacak kanun teklifine ilişkin "Bu yasayı getirenlerin ülke sevgisi, doğa sevgisi, köylü sevgisi yok; zeytin ağacına hiç dokunmamış, gölgesinde hiç yatmamış. İnsan ancak böyle bir yasayı bu dünyada tek bir dikili ağacı olmazsa getirebilir, tek bir dikili ağacın gölgesinde uyumamışsa, onun bir meyvesini yememişse getirebilir" dedi.

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda enerji, ulaşım ve madencilik gibi sektörlerde yatırım süreçlerini hızlandırmayı amaçlayan, zeytinlikleri madencilik faaliyetlerine açacak olması nedeniyle eleştirilen ve kamuoyunda “Süper İzin” olarak anılan torba kanun teklifinin görüşmeleri devam ediyor.

Komisyonda söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, teklife karşı olmalarının nedenlerini şöyle açıkladı: 

“Her zamanki bir AKP klasiğiyle karşı karşıyayız; bir oldubitti yasası yapmaya çalışıyorsunuz ve 9 defa bu Meclis’e gelip, bu Meclis’in duvarlarına, halkın iradesine, halkın itirazına çarpıp geri giden zeytinlik talan yasasını şimdi 10'uncu defa getirdiniz ve 10'uncu defa da aslında Türkiye'nin geleceğine, doğasına, yaşamına, üretim alanlarına el koyacak ve tam bir ekokırım politikası olacak, tam bir ekokırım yasasını da buradan geçirmek istiyorsunuz. İnsanların yaşam alanlarını yok ettiğinizde, insanları topraksızlaştırdığınızda, mülksüzleştirdiğinizde, onları birer ucuz iş gücü hâline getirip fabrikalarda karın tokluğuna çalışmak zorunda bıraktığınızda, gerçekten ortada bir ülke sevgisi kalır mı; bir yurttaş, halk sevgisi kalır mı? Suları borulara hapsedip HES'ler yaparak, tarım alanlarına GES'ler kurarak, barajlarının üzerine RES'ler yaparak, dağlara, taşlara her yere bunları kurarak ülke sevilebilir mi? Bu yasaya imza koyanlar, bu yasayı getirenlerin en başta, bence ülke sevgisi yok, yurt sevgisi yok, doğa sevgisi yok, köylü sevgisi yok, zeytin ağacına hiç dokunmamış, zeytin ağacının gölgesinde hiç yatmamış, hiç onun sonbaharda topladığı bereketiyle mutlu olmamış, bir ağacı sulamamış, onu yeşertmemiş, büyüdüğünde onun karşısında mutlu olmamış. İnsan ancak böyle bir yasayı bu dünyada tek bir dikili ağacı olmazsa getirebilir, tek bir dikili ağacın gölgesinde uyumamışsa, serinlememişse, elini uzatıp onun bir meyvesini yememişse getirebilir.

"Sermayeyi önceleyen bir yasa yazmışsınız, tumturaklı sözlerle anlatmaya çalışıyorsunuz"

Siz hiç gidip Akbelen'deki insanlarla konuştunuz mu? Bu teklife imza koyan bütün milletvekilleri gitsinler, o zeytin ağaçlarından başına taç yapan annelerimizle üç dakika konuşsunlar. Ne hissediyor oradaki Akbelen köylüsü? Meclis çoğunluğu elinizde, yasa yapma gücü elinizde, muktedirsiniz, iktidarsınız, 22 yıldır iktidardasınız ama hiç kimse bu iktidarını doğa karşısında, yaşam karşısında kötüye kullanamaz. Bu halk size bunun için bu yetkiyi vermedi ki. Dokuz defa niye geri çektiniz bu yasa taslağını? Halk itiraz ettiği için, onay vermediği için, köylüler yollara düştüğü için. Şimdi de aynı durum var, hiçbir şey değişmedi ama getirdiniz, onuncu defa bu sefer yasalaştırmak istiyorsunuz. Yasayı ticari kaygılarla yazmışsınız, sermayenin ihtiyaçlarını gözeten bir yasa yazmışsınız, sermayeyi önceleyen bir yasa yazmışsınız ve gelmişsiniz, bunu tumturaklı sözlerle bize anlatmaya çalışıyorsunuz.

Stratejik madenler için kurul oluşturuyorsunuz, oluşturduğunuz kurulun aldığı kararlara direkt tapu hükmü veriyorsunuz. Mülkiyet hakkı kutsal değil mi? İnsanların bütün yaşamları boyunca atadan, babadan, dededen edindikleri bahçeye, bağa, zeytinliğe, tarlaya el koyacaksınız ve buna ‘kamu yararı’ diyeceksiniz. Bu kamu kim? Köylü yoksa bu kamunun içinde kim var? Sermaye; kamudan kastınız da sermaye. Kamu yararı değil,yazın oraya, açık ve net ‘Sermayenin yararına’ deyin. Biz de bilelim, halkımız da bilsin, dürüst olsun en azından.

"ÇED sürecine görüş vermeyen kurumun olumlu görüş verdiğini varsaymak nasıl bir hukuki gerekçiliktir"

Şimdi ÇED süreçlerini baypas edeceksiniz değil mi? Özellikle kurumun görüş vermemesi durumunda olumlu görüş verdiğine kanaat getireceksiniz. Böyle bir şey olabilir mi? ÇED sürecine görüş vermeyen kurumun olumlu görüş verdiğini varsaymak nasıl bir hukuki gerekçiliktir, nereye yaslanıyor? Çünkü siz ÇED istemiyorsunuz ki, siz ÇED süreçlerini kısaltmak istiyorsunuz ama daha önemlisi, siz ÇED olmasın istiyorsunuz. Çünkü köylüler, gerçekten bu işe ömrünü vermiş avukatlar, çevre gönüllüleri, ekolojistler bir araya geliyorlar, inisiyatifler kuruyorlar, o ÇED süreçlerini takip ediyorlar, olmadı idare mahkemesine götürüyorlar. Hepsi sizin o maden şirketlerinizin, o palazlandırmaya çalıştığınız yandaş sermaye şirketlerinizin ayağına dolanıyor. Şimdi diyorsunuz ki: ’Ya, bu işi kısadan halledelim, kuralım firmayı, verelim ruhsatı, başlasın takır takır maden çıkarmaya, gelsin şıkır şıkır paralar.’ Kimin umurunda oradaki köylünün tarlası gitmiş, bağı gitmiş, bahçesi gitmiş, hayatı gitmiş, geleceği gitmiş, hafızası gitmiş, kültürü gitmiş, tarihi gitmiş, mezarı gitmiş. Umurunuzda değil ki, bir an önce işi kısadan hâlletmek istiyorsunuz. Onun için de getirmişsiniz, ÇED sürecine müdahale ediyorsunuz. Anayasa'ya aykırı mı? Net aykırı.”