Diyarbakır E Tipi Cezaevi mağdurlarından ''Hafıza Müzesi'' çağrısı: "Hala o zindanın içerisinde sesimiz, çığlık ve haykırışlarımız yankılanmaktadır"

TAKİP ET

 Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi ''Hafıza Müzesi Girişimi'' grubu adına yapılan açıklamada, ''Bizler haksızlığa uğrayan, işkence gören, bedel ödeyen ve mağdur olan toplumsal kesimlerinin oluşturduğu tarafız. Hala o zindanın içerisinde sesimiz, çığlık ve haykırışlarımız yankılanmaktadır'' denildi.

Haber: İsmet MİKALİOĞULLARI

(DİYARBAKIR) -
 Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi ''Hafıza Müzesi Girişimi'' grubu adına yapılan açıklamada, ''Bizler haksızlığa uğrayan, işkence gören, bedel ödeyen ve mağdur olan toplumsal kesimlerinin oluşturduğu tarafız. Hala o zindanın içerisinde sesimiz, çığlık ve haykırışlarımız yankılanmaktadır'' denildi.

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi ''Hafıza Müzesi Girişimi'' grubu,12 Eylül askeri darbe sonrasında insanlık dışı uygulamaların yaşandığı ve 2022 yılında kapatılan Diyarbakır E Tipi Cezaevi önünde basın açıklaması yaptı.

Ggrup sözcüsü Paşa Akdoğan, cezaevinin hafıza müzesine dönüştürme çağrılarında bulunarak, ''Haksızlığa uğrayan, işkence gören, bedel ödeyen ve mağdur olan toplumsal kesimlerinin oluşturduğu tarafız. Kürt ve Türk politik tutsakları, farklı etnik kimliğe sahip insanlar, aşiret reisleri, parlementerler, iş insanları ve sıradan insanların kitlesel bir şekilde tutulduğu bu cezaevinde, onlarca arkadaşlarımız öldürüldü, yüzlercesi sakat bırakıldı, binlercesi psikolojik rahatsızlıklarla ömürlerinin sonuna dek yaşamları alt üst oldu'' dedi.

''Dizayn etme sürecinde bizler de söz ve karar sahibi olmalıyız''

Cezaevinin hafıza müzesine dönüştürme çalışmalarında o dönemde yaşatılan işkence izlerinin yansıtılması gerektiğini belirten Akdoğan, şu görüşleri dile getirdi:

''5 nolu’nun, insanlığa karşı yapılmış işkenceler müzesine dönüştürme ve dizayn etme sürecinde bizler de, söz ve karar sahibi olmalıyız. Bizim gördüğümüz zülüm ve işkencelerin şahsi nedenlerden dolayı olmadığını aksine hedeflenen bir stratejinin sonucu olarak yapıldığını ve Kürt sorununun sonsuzluğa gömülmeyi amaçlandığını farkındaydık.

1981 ve 1984 yılları arasındaki koşul ve ortamını yansıtacak şekilde işkence ve zülüm uygulamalarını o günün şartlarına parelel yeniden dizayn edilmesi gerekir. Arkadaşların öneri ve talepleri doğrultusunda o sürecin fiziki yapısının, atmosferinin canlandırılması ve bu işkence çeşitleri ve tekniklerinin kamuoyuna sunumu konusunda ciddi tavırlar geliştirilmelidir. Koridorlardaki ırkçı metin-slogan ve yazılarının, pencere camlarına, koğuşların tavanına yapılan bayrak, portre ve resimlerin o sürece parelel yansıtılması. Hastane, mahkeme ve ailelerle yapılan görüşme ziyaret yerine gidiş ve gelişlerin aslına uygun sözlü anlatımlarla yansıtılması, toplu kitap okuma ve ırkçı marşlar eşliğinde yapılan bütün işkencelerin yansıtılması. Her koğuşta kalanların isim listesi, öldürülen kişilerin fotoğraf ve isim listesi, sakat kalanların tespit edilmesi ve ortaklaşacak öneriler ışığında işkence müzesinin çerçevesi belirlenip dizayn edilmelidir.''