Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu... Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı Ünsal: Çözümün tek adresi siyasettir

TAKİP ET

Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı Fatma Bostan Ünsal, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda yaptığı konuşmada, 'Çözümün tek adresi siyasettir ama siyaseti çözüm adresi olarak göstermek, onun kolay olduğunu söylemek değildir. Aksine, siyaset; müzakere, karşılıklı tanıma ve rahatsız edici gerçeklerle yüzleşme cesareti ister.  Siyaset aynı zamanda eylem ve icraat gerektirir' dedi.

(TBMM)  - Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı Fatma Bostan Ünsal, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, "Çözümün tek adresi siyasettir ama siyaseti çözüm adresi olarak göstermek, onun kolay olduğunu söylemek değildir. Aksine, siyaset; müzakere, karşılıklı tanıma ve rahatsız edici gerçeklerle yüzleşme cesareti ister.  Siyaset aynı zamanda eylem ve icraat gerektirir” dedi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında toplanan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ikinci oturumunda söz alan Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı Fatma Bostan Ünsal, komisyonu Kürtçe selamlayarak başladı.

"Bu ülkenin en yakıcı ve en çok can yakan meselesi olan Kürt meselesinin çözümü için birlikte gösterdiğiniz bu irade, gelecek nesillerin kardeşçe yaşayabileceği bir Türkiye için umut vericidir. Ancak bu umut, aynı zamanda derin bir acının içinden konuşmaktır. Çünkü on yıllardır bu  topraklarda annelerin gözyaşı, mezarlıkların susmayan dili, yas tutamayan kalabalıklar var" diyen Ünsal,  bu süreçte yalnızca silahların bırakılması değil, kalıpların ve kalıplaşmış zihinlerin de değişiminin gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin Kürt meselesini ilk kez tartışmadığına işaret eden Ünsal, şöyle konuştu:

"Artık mesele Kürtlerin varlığı değil, birlikte nasıl yaşayacağımızdır. Güvenlik, ayrılıkçılık, terör gibi kavramlar bu gerçeği açıklamaya yetmiyor. Sorun; aidiyet, eşitlik, yurttaşlık, temsil ve adalet meselesidir. Kürt meselesi, eğitimden kent yaşamına, yerel yönetimlerden dijital alana dek her yere sinmiş durumdadır. Bu toplumsallaşma, çözümün de yalnızca teknik değil; siyasal, kültürel ve vicdani düzeyde gerçekleşmesi gerektiğini göstermektedir. Her başarısızlık, çözümün adresinin ne olmadığını gösterdi. Her bastırma girişimi, hafızayı büyüttü. Her inkâr, direnişi besledi. Ve artık açıkça söylemek gerekir: Çözümün tek adresi siyasettir ama siyaseti çözüm adresi olarak göstermek, onun kolay olduğunu söylemek değildir. Aksine, siyaset; müzakere, karşılıklı tanıma ve rahatsız edici gerçeklerle yüzleşme cesareti ister.  Siyaset aynı zamanda eylem ve icraat gerektirir."

"İnfaz düzenlemeleri bir an önce yapılmalı"

Önerilerini sıralayan Ünsal, şunları kaydetti:

"Cezaevlerinde ölüme terk edilen hasta ve yaşlı mahpusların zaten meri hukuka göre faydalanmaları gereken infaz düzenlemelerinin bir an önce uygulanması gerekiyor.

Siyasi mahpuslara yönelik ayrımcılık, yalnızca bireye değil, temsil ettiği kimliğe yöneliktir. Siyasi mahpuslara yönelik ayrımcı uygulamalar nedeniyle geçmişte Covid  döneminde şiddet kullanmış mahkumlar bile denetimli serbestlikten faydalanarak erken tahliye olurken, siyasi mahpuslar ve hatta hükmü kesinleşmemiş tutuklu olarak yargılananlar bu düzenlemeden faydalanamamıştı.

Yine ayrımcı uygulamalar nedeniyle umut hakkı çerçevesinde AİHM kararlarını uygulamakta sıkıntı çekmekteyiz. Kısaca siyasi mahpuslara ayrımcı uygulamaya sebep olan düzenlemeler kaldırılmalıdır.

Yeni anayasa yalnızca teknik değil, tarihsel bir yüzleşmedir. Çoğulculuğun tanındığı, saygı gösterildiği bir iklimde bunu yok sayan ve Türkiye’nin zengin çeşitliliğini de göz ardı eden/bastıran vatandaşlık tanımı yerine vatandaşların etnik kökenine referans vermeyen, kısaca anayasal vatandaşlık ilkesine dayanması gerektiğini belirtiriz. Ayrıca yerel yönetimlerin güçlendirilmesini sağlayacak ve yine anadilinde eğitimin güvenceye alınacağı anayasal değişikliklerin de gündemde olması gerektiğini vurgulamak isteriz.

AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması hukuksuzluktur. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala gibi bireysel hak ihlalini ilgilendiren kararların uygulanmamasına ilave olarak on binleri ilgilendirdiği bizzat AİHM tarafından ifade edilen KHK’lı öğretmen Yüksel Yalçınkaya kararının uygulanmamasında gördüğümüz inatçı hukuksuzluklar barışa duyulan güveni zedelemektedir. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkı bu sürecin taşıyıcı sütunlarıdır. O sütunlar yıkılırsa, barış yerle bir olur. “

"Artık o sınır Anayasa’nın 42. maddesinden silinmelidir"

Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Arif Koçer de taleplerini ve çözüm önerilerini şöyle sıraladı:

"Dil, insanın yurdudur. Devlet bu yurda yıllarca sınır çizdi, bazen yasakladı, büyük travmalara yol açtı. Bazıları ortadan kalkmış bazıları ortadan kalkmak üzere olan dillerin anadili olarak bulunduğu coğrafyamızda anadili olarak sadece Türkçe’nin okutulup öğretileceği maddesi toplumun zenginliği ve çoğulculuğunu sınırladı. Artık o sınır Anayasa’nın 42. maddesinden silinmelidir.

Barışçıl taleplerin suç kapsamına alındığı bir ülkede barış değil, suskunluk olur. Bu itibarla TMK  ya kaldırılmalı ya da gerekli değişiklikler yapılmalı ve adaleti önceleyen bir ceza hukukuna geçilmelidir.

Silah bırakmış kişilerin topluma dönüşü, yalnızca teknik değil, ruhsal bir meseledir. Bu kişilere yönelik toplumsal rehabilitasyon programları STK’larla birlikte geliştirilmelidir. Barış, toplumsallaşmadan kurumsallaşamaz.

Halkın iradesine saygı duyulmadıkça hiçbir demokrasi söylemi inandırıcı olamaz. Olağanüstü Hal Döneminde çıkarılan bir düzenleme ile daha suçun oluştuğuna yönelik iddianame bile hazırlanmadan seçilmiş belediye başkanları görevden alınabiliyor yerine vali veya kaymakam gibi kamu görevlileri kayyım atanabiliyor. Bu itibarla OHAL düzenlemeleri ve uygulamalarına son vermek, kayyımların yerine, seçilmişleri görevlerine iade etmek gerekir.

"Şeyh Said, Seyit Rıza, Said-i Nursi gibi isimlerin mezarları bile yok"

Geçmişteki barış süreçlerine katkı sunmuş kişi ve kurumların uğradığı yaptırımlar hâlâ hafızadadır. Aynı korkuyla süreci yürütemeyiz. Tüm aktörler yasal güvenceyle korunmalıdır.

Şeyh Said, Seyit Rıza, Said-i Nursi gibi isimlerin mezarları bile yok. Bir halkın hafızasını tanımadan o halkla barış yapılamaz. Bu isimlere iadeiitibar sağlanmalı, devlet kayıtlarına bakılarak mezar yerleri tespit edilmeli ve kamuoyu bilgisine sunulmalıdır.

Suriye’deki Kürtlere yönelik düşmanlık, içerideki süreci zehirlemektedir. Aynı halkı içeride tanıyıp dışarıda tehdit ilan etmek çifte standarttır. Barış tutarlılık ister. Türkiye’nin Suriye’deki Kürtlere yönelik politikası yalnızca stratejik bir hata değil, barış sürecini doğrudan zehirleyen bir çelişkidir. Suriye’deki Kürtlerin özerklik taleplerine karşı çıkmak değil, bu talepleri anlamak ve saygı göstermek gerekir. İçte barış isteyen dışta savaş dilini bırakmalıdır.

Kürtler başta olmak üzere, Anadolu’daki diğer halkların ve inanç topluluklarının kültür ve değerleri eğitim müfredatına dahil edilmelidir. Kürtlerin Mem u Zin destanı neden devlet tiyatrolarında Kürtçe sahnelenmesin? Kültür ve Turizm Bakanlığı neden Kürt sinemasını destekleyip, Kürtçe konserler düzenlemesin? Amedspor niçin ülkenin dört büyük takımı ile karşılıklı olarak dostluk ve kardeşlik maçları yapmasın?"