Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu... KESK: "Barış; bir siyasi angajman değil, halkların ortak iradesinin ve tarihsel vicdanının ürünüdür"
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, "Barış; bir siyasi angajman değil, halkların ortak iradesinin ve tarihsel vicdanının ürünüdür. Aynı zamanda bu sürecin, emperyalist güçlerin Ortadoğu'daki tüm politikalarının tasfiye edilmesini ve bölge halklarının kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesini sağlayacak demokratik bir dayanışmayı zorunlu kıldığına inanıyoruz" dedi. KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise "Barış mücadelesi savaştan daha zordur ama zorunludur. Savaş sürecinde yitirdiklerimiz emekçilerimizdir" ifadelerini kullandı.
(TBMM) - Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, "Barış; bir siyasi angajman değil, halkların ortak iradesinin ve tarihsel vicdanının ürünüdür. Aynı zamanda bu sürecin, emperyalist güçlerin Ortadoğu'daki tüm politikalarının tasfiye edilmesini ve bölge halklarının kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesini sağlayacak demokratik bir dayanışmayı zorunlu kıldığına inanıyoruz" dedi. KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise, "Barış mücadelesi savaştan daha zordur ama zorunludur. Savaş sürecinde yitirdiklerimiz emekçilerimizdir" ifadelerini kullandı.
Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un başkanlığında toplandı. Memur-Sen, Türkiye Kamu Sen, Birleşik Kamu İş, KESK, Türk-İş, HAK- İŞ ve DİSK başkanları ve temsilcilerinin dinlendiği toplantı devam ediyor.
"Bu tarihsel sorumluluğu bir görev bilinciyle yerine getirmeye çalışacaktır"
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak şunları söyledi:
"Kürt meselesinde inkar, asimilasyon gibi yaklaşımlar sorunu çözmemiş büyütmüştür. Kürt sorunu etkilediği coğrafya itibarıyla bir kilit noktasındadır. Bu sorunun halının altına süpürülmesi daha ciddi ve ağır bedeller doğuracaktır. Çözüm de köklü ve kapsayıcı olmak zorundadır. Bu sorun bir halkın kendini ifade etme ve eşit yurttaşlık temelinde birlikte bir yaşam kurma idealini sağlayacaktır. Ülkemiz sadece tarihsel bir fırsatı yitirmekle kalmayacak aynı zamanda daha derin bir krizin içine sürüklenecektir. KESK, bu tarihsel sorumluluğu bir görev bilinciyle yerine getirmeye çalışacaktır. KESK aynı zamanda bu topraklarda emekçilerin tüm kimlik ve inançlarıyla birlikte emek mücadelesine de eşit statüde kendisini ifade edebildiği eşit ve özgür bir yaşam idealidir.
Biz biliyoruz ki çatışmalar bittiğinde emek sömürüsü, emekçinin sorunları bitmeyecek. Ancak örgütlenme ve mücadele zemini sürecektir. KESK olarak bizler çok ağır bedeller ödedik. Sendikamız Eğitim Sen anadilde eğitim maddesi nedeniyle kapatma davası açıldı. Yıllarca sürgünler, soruşturmalar, işten çıkarmalar gibi baskı ve cezai yaptırımlara maruz kaldık."
"Barış mücadelesi savaştan daha zordur ama zorunludur"
Kayyumlar nedeniyle işçilerin işten çıkartıldığına değinen Koçak, "Hukuki olmayan görevden almalar, gözaltılar, kayyum politikaları bir mahallede bile başlamış olsa ihtiyaç duyulduğunda her yere sıçrayabilir dedik ve öyle oldu. HDP- DEM Parti'de başlayan kayyum uygulamaları bugün ana muhalefet partisine, il başkanlarına kadar sıçramış durumda" dedi.
Kayyumun barış için en büyük barikat olduğunu ifade eden Koçak, "KESK, darbenin her türlüsüne karşıdır. İhraçlara gösterilen gerekçeler ülkemizin barış dahil olmak üzere olmuştur. KHK ihraçlarına bakıldığında göreceğimiz en büyük sorun Kürt sorununu Meclis çatısında çözüme açık bir şekilde tartışılması talebiydi. Kısacası bugün bu komisyon bizim en büyük taleplerimizden biriydi. Bu talep o dönemler ihraçlar için gerekçe gösterildi. Bu şartlarda ihraç edilen üyelerimizi dava dosyalarının düşürülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Barış mücadelesi savaştan daha zordur ama zorunludur. Savaş sürecinde yitirdiklerimiz emekçilerimizdir" ifadelerine yer verdi.
"Yurttaşlık tanımı anayasal güvence altına alınmalıdır"
KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz ise şunları söyledi:
"Uygulanabilir, somut ve kısa-orta-uzun vadede yapılacakların belirlendiği, tarafların üzerinde hemfikir olduğu, sivil toplum, emek ve meslek örgütlerinin, aydınların katkı sunduğu bir eylem planı çıkarılmalı; öncelikli yapılması gerekenler hemen hayata geçirilmelidir. Emek, insan hakları, demokrasi ve laiklik ekseninde hukuk devleti ile özdeş temel ilkeler ortaya konmalıdır. Soruna ilişkin tartışmanın toplumun geniş kesimlerine yayılması için her türlü çözüm önerisinin dile getirilebileceği özgür bir ortam sağlanmalıdır. Düşünce ve ifade özgürlüğünü yoruma yer bırakmayacak netlikte teminat altına alacak düzenlemeler yapılmalıdır. Vatandaşlık tanımı, evrensel hukuk normları ile uyumlu, eşitlikçi ve özgürlükçü bir perspektife dayanmalıdır. Bu çerçevede herhangi bir etnik kimliğe imtiyaz ya da kutsiyet tanımaksızın ortak Türkiyelilik kimliği öne çıkartılmalı ve yurttaşlık tanımı anayasal güvence altına alınmalıdır.
"Bölgeler arası eşitsizliği giderici önlemler alınmalıdır"
Siyasi Partiler Kanunu, Milletvekili Seçimi Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu, Milli Eğitim Temel Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Basın Kanunu ve Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu olmak üzere temel hak ve özgürlüklere ilişkin yasalar yeniden düzenlenmelidir. Bu çerçevede seçim barajları kaldırılmalı ve seçimlerde Türkçe’den başka dillerin kullanılabilmesi anayasal güvenceye alınmalıdır. Medyada halkların kardeşliğine zarar veren, nefret ve öfke duyguları geliştiren milliyetçi ve militarist dilin terk edilmesine yönelik düzenleme yapılmalıdır. Yerel yönetimlerin yetkileri artırılmalı; her şeyi merkezden yönetmek anlayışı terk edilmelidir. Bölgeler arası sosyal ve ekonomik farklılıkları ve eşitsizliği giderici önlemler alınmalıdır.
"Laik ve demokratik yeni bir müfredatın oluşturulması süreci başlatılmalı"
Demokrasilerde devlet yapıları şeffaf ve hesap verebilir olur. Korucu sistemi gibi yapılanmalar sona erdirilmeli ve dağıtılmalıdır. Güvenlik güçleri arasında vatandaşlara tam bir eşitlik ilkesi ile yaklaşım hakim kılınmalı; şoven ve gerici kadrolaşma terk edilmelidir. Çatışma bölgelerinden başlamak üzere, tüm ülkede tahrip olan ve yakılan ormanlık alanların yeniden yeşillendirilmesi için çalışmalar başlatılmalıdır. Yeraltı ve yerüstü
kaynaklarımızın, insan, doğa ve kültürel varlıklarımızın aleyhine bir biçimde talan edilmesi sonlandırılmalıdır. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere konulan demokratikleşme ve çalışma yaşamına dönük tahribat niteliğindeki çekinceler derhal kaldırılmalıdır. Eğitim sistemi bütünlüklü bir biçimde masaya yatırılmalı; müfredatta var olan milliyetçi, sınıfsal, inançları dışlayan ve cinsiyetçi örüntüler ayıklanmalı; yurttaşlar
arasındaki eşitliği, insan haklarını temel alan özgürlükçü, laik ve demokratik yeni bir müfredatın oluşturulması süreci başlatılmalıdır.
Tüm bu önermelerimizin yanı sıra; bu noktada şunu da vurgulamak isteriz: Bu barış süreci asla herhangi bir siyasal hesapla, herhangi bir dar siyasal çıkarla tahakküm altına alınmamalıdır. Barış; bir siyasi angajmanın değil, halkların ortak iradesinin ve tarihsel vicdanının ürünüdür. Aynı zamanda bu sürecin, emperyalist güçlerin Ortadoğu'daki tüm politikalarının tasfiye edilmesini ve bölge halklarının kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesini sağlayacak demokratik bir dayanışmayı zorunlu kıldığına inanıyoruz."