Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu... Mahmut Arslan: "27 Şubat deklarasyonun muhatabı terör örgütü PKK'dır ve bu muhattaplık Suriye, Irak ve İran kanadını da içine alıyor"
Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda konuşan HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, sürecin ana omurgasını oluşturan ve birinci aşamayı sağ salim atlatmamızı sağlayan temel esasın 27 Şubat deklarasyonu olduğunu belirterek, "27 Şubat deklarasyonun muhatabı terör örgütü PKK'dır. PKK'nın sadece Türkiye kanadını değil Suriye, Irak hatta İran kanadını da içine alan bir muhattaplıktır. Dolayısıyla bu muhattaplıklardan vazgeçenler veyahut da muhataplığı üzerine almayanların büyük bir sorumluluğu ve büyük bir vebali olduğunu hatırlatmak isterim. Onun için isimleri, isimlerinin başındaki harfler ne olursa olsun PKK hedef alınarak talep edilen ve bu noktaya getirilen hususların ötelenmemesi gerekiyor" dedi.
(TBMM) - Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda konuşan HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, sürecin ana omurgasını oluşturan ve birinci aşamayı sağ salim atlatmamızı sağlayan temel esasın 27 Şubat deklarasyonu olduğunu belirterek, "27 Şubat deklarasyonun muhatabı terör örgütü PKK'dır. PKK'nın sadece Türkiye kanadını değil Suriye, Irak hatta İran kanadını da içine alan bir muhattaplıktır. Dolayısıyla bu muhattaplıklardan vazgeçenler veyahut da muhataplığı üzerine almayanların büyük bir sorumluluğu ve büyük bir vebali olduğunu hatırlatmak isterim. Onun için isimleri, isimlerinin başındaki harfler ne olursa olsun PKK hedef alınarak talep edilen ve bu noktaya getirilen hususların ötelenmemesi gerekiyor" dedi.
Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında sekizinci kez toplandı. Toplantıda; Memur-Sen, Türkiye Kamu Sen, Birleşik Kamu İş, KESK, Türk-İş, HAK- İŞ ve DİSK başkanları veya temsilcilerinin dinlenecek. HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, sürecin başlatılması ve bu aşamaya gelinmesi büyük bir kazanım olduğunu söyledi. Arslan, "Bu sürecin ana omurgasını oluşturan ve birinci aşamayı sağ salim atlatmamızı sağlama konusundaki temel bakış açımız, temel argüman, temel esas 27 Şubat deklarasyonudur" dedi.
Arslan, söz konusu deklarasyonun mevcut sürecin yol haritası olduğuna dikkatİ çekerek, "Birinci aşamanın tamamlanması konusunda ortaya konulan hedefler çok tarihi ve gerçekten ülkemizin geleceği için son derece önemli bir deklarasyon. Bu deklarasyonun dışına çıkmadan Komisyonumuzun yapacağı çalışmalar için şimdiden kolaylıklar diliyoruz. Bu çerçeveyi önemseyerek ve bu çerçevenin dışına çıkılmadan birinci aşamanın sağ salim sonuçlandırılması konusunda muhatapların üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir" diye konuştu.
"27 Şubat deklarasyonu PKK'nın sadece Türkiye kanadını değil Suriye, Irak hatta İran kanadını da içine alan bir muhattaplıktır"
27 Şubat deklarasyonun muhatabının terör örgütü PKK olduğunu söyleyen Arslan, "PKK'nın sadece Türkiye kanadını değil Suriye, Irak hatta İran kanadını da içine alan bir muhattaplıktır. Dolayısıyla bu muhattaplıklardan vazgeçenler veyahut da muhataplığı üzerine almayanların büyük bir sorumluluğu ve büyük bir vebali olduğunu hatırlatmak isterim. Onun için isimleri, isimlerinin başındaki harfler ne olursa olsun PKK hedef alınarak talep edilen ve bu noktaya getirilen hususların ötelenmemesi gerekiyor. Özellikle Suriye kanadında SDG'nin ve başka isimlerle yer alan örgütlerin bunun dışında tutulması girişimlerini şiddetle kınıyoruz ve bunu asla kabul etmiyoruz" dedi.
Arslan, Suriye devrimine kadar Haseki bölgesinde SDG güçleriyle rejim güçleri arasında tam bir uzlaşma ve diyalogun olduğunu öne sürerek şunları kaydetti:
"Hatta rejim bölgedeki bütün kamu hizmetlerinde çalışanların maaşlarını merkez Şam'dan ödemekte ve tam bir işbirliği içerisinde SDG ile çalışmaktaydı. Ne zaman ki devrim gerçekleşti, Suriye devriminden sonra bölgedeki SDG güçleri tamamen Şam'dan ayrı bir yapı oluşturmak için sendikal harekete baskı yaptılar. Suriye Sendikalar Konfederasyonu'yla yeni devrimden sonra yapılan Demokratik Kongre'ye rağmen Kuzey Suriye'deki SDG güçleri Şam'daki bu sendikalı yapıya karşı yeni bir çalışma başlattılar. Oradaki federasyonun merkez binalarını bastılar. Bütün yöneticilerini yasa dışı ilan ettiler ve bugün Şam'dan ayrılmaları konusunda da tehditlerini devam ettiriyor. Ahmed Şara'yla yapılan anlaşmaya rağmen Şam'daki bağlantılarını keserek bölgede bir devletçilik olma girişimleri gözden kaçırılmamalıdır. O nedenle Türkiye'nin Siyonist devlet İsrail'e komşu yapılma girişimlerine karşı uyanık olmak zorundayız. Mesele sadece SDG değil, SDG'nin arkasındaki güçlerin bu projeyi akamete uğratma konusundaki çabalarını dikkatli takip etmemiz gerekiyor."
27 Şubat deklarasyonunun ortaya koyduğu temel yaklaşımdan bir tanesinin Kürtlerin statü sorunu olmadığının açıkça ilanı olduğunu söyleyen Arslan, "Bu aslında bizim çözüm sürecimizi ve bundan sonraki yapacaklarımızı kolaylaştıran bir bakış açısıdır. O nedenle Kürtlerin bir statü talebinde bulunmaması, statü ile ilgili tartışmaların 27 Şubat Deklarasyonu ile ortadan kaldırılmış olması bence bu projenin en önemli hususlarından bir tanesidir" dedi.
Arslan, 2013 yılındaki çözüm sürecinde Doğu Anadolu grubunda akil insanlar listesinde sendikacı olarak yer aldığını hatırlatarak, o dönemdeki gözlemlerine ilişkin şöyle konuştu:
"O dönem yaşadığımız sabotajların, provokasyonların, o süreci baltalamak için yapılanların tekraren hatırlatmak değil ama bugünkü sürece zarar vermemek uyarılarda bulunmak istiyorum. Bu tarihi süreci baltalamak, provoke etmek, sabotaja tabi tutmak, içeriden veya dışarıdan bunu engellemek isteyenler dün olduğu gibi bugün de olacaktır. Bu konuda hepimizin hassasiyet göstermesi gerekiyor. Kullandığımız dil, komisyonun ilke kararlarının içinde yer almayan hususların tartışılması ve bu komisyonun bağlanması için çaba sarf edenlerin ekmeğine yağ sürmemek için hepimizin sorumlu davranması gerekir. Çözüm sürecinde Doğu Anadolu grubunda yer aldığımız 15 ilde yaklaşık üç ay çalıştık. Bugün daha iyi görüyoruz ki bölge halkının asla bu ülkenin üniter yapısından, bu ülkenin birliğinden, bu ülkenin bütünlüğünden rahatsız olmadığını o dönemde şahit oldum.
"Emperyalist güçler müdahale ederek o sürecin başarısını engellemeyi gerçekten başardılar"
Çözüm Süreci Adalet ve Kalkınma Partisi İmralı'nın müzahiri olan siyasi parti ile birlikte yürütülmeye çalıştırmıştır. O gün ana muhalefet partisi sürecin dışında kendisini gördü. Muhalefetin en önemli siyasi partisi Milliyetçi Hareket Partisi bu sürece cepheden karşı çıktı. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu süreçte bulunmadı. Aynı zamanda terörle mücadele süreci askıya alındı. Bütün bu olumsuzluklara rağmen çözüm sürecinin başarı şansı bizim açımızdan yüksekti ama sabote edildi. Emperyalist güçler müdahale ederek o sürecin başarısını engellemeyi gerçekten başardılar. Yeni süreç çok daha bence avantajlı. Bu avantajlardan bir tanesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çatısı altında bu tarihi Komisyonun olması. İkincisi ana muhalefet partisi dahil parlamentodaki hemen hemen bütün partilerin bu komisyonda yer alması. Üçüncüsü terörle mücadele konusunda bütün bu süreçlere rağmen herhangi bir şekilde askeri alınma, durdurma, bekleme söz konusu olmamıştır. Bir taraftan terörle mücadele aynen devam ettirmeye çalışılmaktadır. İmralı sürecinin artık bir hedef ortaya koyması, özellikle çözüm sürecinde karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi terörle mücadelenin askıya alındığı dönemde maalesef askıya alınmış olan bu süreci torpillemek isteyen bir kısım çevrelerle karşılaştık."