Seyit Aslan: Tutuklanan bütün belediye görevlilerinin serbest bırakılması mücadelemizi sürdüreceğiz

TAKİP ET

Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, "Son dönemlerde başta Cumhuriyet Halk Partisi belediyeleri dahil olmak üzere birçok belediyeye yapılan operasyonlar, baskılar, gözaltılar ve tutuklamaların bütünüyle keyfi olduğu, siyasi olduğu çok açık. Öncesinde DEM belediyelerinde bunları yaşadık. Şimdi bugün de Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde bunları yaşıyoruz. Gözaltına alınan tutuklanan bütün belediye görevlilerinin derhal serbest bırakılması, onların görevlerine dönmesi, atanan kayyumların son bulunması ve belediye başkanlarının özellikle yeniden görevlerine dönmesi konusunda mücadelemizi hep birlikte sürdüreceğiz. Bu hukuksuzluk, bu keyfilik, yargıyı bir sopa olarak bütün muhalefetin tepesinde boza pişiren bu iktidarın eninde sonunda mutlaka son bulacağına da inancımız tamdır" dedi.

(ANKARA) - Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, "Son dönemlerde başta Cumhuriyet Halk Partisi belediyeleri dahil olmak üzere birçok belediyeye yapılan operasyonlar, baskılar, gözaltılar ve tutuklamaların bütünüyle keyfi olduğu, siyasi olduğu çok açık. Öncesinde DEM belediyelerinde bunları yaşadık. Şimdi bugün de Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde bunları yaşıyoruz. Gözaltına alınan tutuklanan bütün belediye görevlilerinin derhal serbest bırakılması, onların görevlerine dönmesi, atanan kayyumların son bulunması ve belediye başkanlarının özellikle yeniden görevlerine dönmesi konusunda mücadelemizi hep birlikte sürdüreceğiz. Bu hukuksuzluk, bu keyfilik, yargıyı bir sopa olarak bütün muhalefetin tepesinde boza pişiren bu iktidarın eninde sonunda mutlaka son bulacağına da inancımız tamdır" dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan ile CHP Genel Merkez'de bir araya geldi. Yaklaşık 1,5 saat süren görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Aslan, şunları kaydetti:

"Bugün buraya gelirken yine medyada Sayın Ekrem İmamoğlu'na diplomadan dolayı 8 yıl 9 ay ceza verileceğine dair haberler vardı ve soruşturmanın tamamlandığına dair ifadeler vardı. Şunu belirtmek istiyorum özellikle, son dönemlerde başta Cumhuriyet Halk Partisi belediyeleri dahil olmak üzere birçok belediyeye yapılan operasyonlar, baskılar, gözaltılar ve tutuklamaların bütünüyle keyfi olduğu, siyasi olduğu çok açık. Öncesinde DEM belediyelerinde bunları yaşadık. Şimdi bugün de Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde bunları yaşıyoruz. Gözaltına alınan tutuklanan bütün belediye görevlilerinin derhal serbest bırakılması, onların görevlerine dönmesi, atanan kayyumların son bulunması ve belediye başkanlarının özellikle yeniden görevlerine dönmesi konusunda mücadelemizi hep birlikte sürdüreceğiz. Bu hukuksuzluk, bu keyfilik, yargıyı sopa olarak bütün muhalefetin tepesinde boza pişiren bu iktidarın eninde sonunda mutlaka son bulacağına inancımız tamdır.

"İşçi arkadaşlarımızın iktidar tarafından açlık ve sefalete mahkum edilmesini kabul etmiyoruz"

Şubattan beri kamuda sözleşme görüşmeleri var. En son hükümetin teklifi yüzde 16'ydı. Çok arttırdı, bir puan daha arttırdı. Yüzde 17'ye çıkararak yaklaşık 700 bin kamu işçisinin sefalet ücretini açlık ücretine mahkum etmeye devam ettiğini görüyoruz. Bu ülkenin gerçek değerlerini yaratan, gece gündüz demeden, yağmur çamur demeden çalışan, karayolları, demiryolu işçileri, sağlık işçileri yani bütün iş kollarındaki işçi arkadaşlarımızın iktidar tarafından açlık ve sefalete mahkum edilmesini asla kabul etmedik, etmiyoruz ve etmeyeceğiz. O yüzden işçilerin masada öne sürmüş olduğu talepler, bir an önce ücretlerinin yoksulluk sınırı üzerine çıkarılması, özlük haklarının tanınması, taşerondan kadroya geçen işçilerin diğerleriyle eşit ücret, yani eşit işlerde çalışan işçilerin eşit ücret alması konusunda düzenlemelerin mutlaka yapılması gerekir. Bu konuda sendikaların ve işçilerin vermiş olduğu mücadelenin daha da ileriye gitmesi, daha da güçlenmesi konusunda desteklerimizi sunmayı ifade etmek isterim.

"Emeklilerin durumu kanayan bir yara"

Bu ülkede emeklilerin durumu kanayan bir yara. Yani milyonlarca emekli en son yapılan düzenlemeyle 14 bin 500 alıyordu. Şimdi oraya yeniden bir düzenleme yaparak asgari bir arttırım söz konusu oldu. Bu artan ücretin bırakalım emeklilerin geçimini sağlamayı, kirasını vermeyi, tatile gitmeyi, sosyal hayatlarını sürdürmeyi, insanca yaşamayı bir kenara bırakalım, herhalde arttırılan ücretle bir kuru ekmekle soğanı almak bile mümkün değil. Sarayda ejder meyvesi yiyen, manda yoğurdu yiyenlerin emeklilere bu ücreti reva görmesi asla kabul edilemez. Başkan'ın söylediği bir düzenleme var. Derhal bunların hayata geçirilmesi parlamentoda düzenleme yapılarak asgari ücret de dahil insanların bir nebze olsun hayatlarını sürdürebilecekleri, ekonomik olarak da rahatlığa kavuşabilecekleri bir ortamın mutlaka sağlanması gerekir.

Bu ülkedeki çiftçilerin, işçilerin, kamu emekçilerinin, memurların yaşamış olduğu sorunlar ve problemler her gün biraz daha büyüyor. İş cinayetleri artıyor. Yoksulluk artıyor. Sefalet artıyor. Her gün zamlar geliyor. Biraz önce Başkan bir kez daha ifade etti, doğal gaza zam geliyor, elektriğe zam geliyor. Altyapıda her türlü hizmete zam geliyor ama ücretlere baktığımızda neredeyse Türkiye'nin ortalaması asgari ücret yani açlık sınırı ile eşitlenmiş bir ücretten bahsediyoruz. Bir an önce insanca yaşanabilecek çalışma koşulları, ücret ve bir geçim ücretinin belirlenerek bütün herkesin daha eşit koşullarda yaşamasını sağlayacak düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz, talep etmeye devam edeceğiz.

En son Saraçhane'de mitinge katılan gençlerin gözaltına alınması, tutuklanması, artık bardağı taşıran damlalardan bir tanesi. Bugün üniversitelerde özellikle eylemlere, gösterilere katılan öğrencilerin soruşturmaya tabi tutulması, okullardan uzaklaştırma hamleleri, gözaltına alma hamleleri bu hukuksuzlukların ve keyfilikliklerin devam edeceğini gösterir ama bunların da mutlaka bir sonu gelecektir. Türkiye'nin aydınlık bir demokratik ülkeye dönüşmesi konusunda bütün bu baskı ve zor aygıtına rağmen mücadelemizi özellikle sürdüreceğimizi ifade etmek isterim.

"Belediyelere atanan kayyumların geriye alınmasına ihtiyaç var"

Cumhur İttifakı'nın, Bahçeli'nin Terörsüz Türkiye Komisyonu diye adlandırdığı bir komisyonun doğru olmadığını, esas olarak bir komisyon kurulacaksa burada demokratik, barışçıl ve toplumsal barışı sağlayacak bir komisyonun kurulması. Bu komisyonun orada eşit temsiliyet sağlaması, iktidarın çoğunluk oyuna dayanarak her türlü kararı alabilecek bir girişimin doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Bu konuda ki tartışmalarımız, görüşlerimizi, önerilerimizi söylemeye devam edeceğiz. Eğer bu ülkede barış olacaksa, bu ülkede toplumsal bir barışı sağlayacaksak hep birlikte ve bugün özellikle silah bırakılması tartışılıyorsa, örgütün kendisini feshetme kararı almışsa o zaman iktidarın birtakım adımları atması, çözüm üretmesi, çözüm yollarını açması gerekir. Sadece tek taraflı atılacak adımlarla bu sürecin ilerletilmesinin güçlükleri ortada. O yüzden bir siyasal affa ihtiyaç var. Belediyelere atanan kayyumların geriye alınmasına ihtiyaç var. Hasta tutukluların bırakılmasına ihtiyaç var. Bu konuda özellikle iktidarın hızla adımlar atması gerekir.

Bir infaz yasası gündemdeydi. Onu yeni parlamento dönemine bıraktılar. Şimdi oyalayarak bu tür sorunların çözümü, barışın sağlanması, adımların atılması, süreci zorlaştırdığının açık göstergesi. Cumhurbaşkanı, tek adam saray rejimi her defasında bir yeni anayasaya ihtiyaç olduğunu söylüyor. 12 Eylül Anayasası'ndan kurtulmak gerektiğini ifade ediyor. Oysa ki bu 12 Eylül Anayasası yaklaşık 126 maddesi bildiğim kadarıyla değişmiş ama bu ülkenin sorunlarına demokrasiye, hak ve özgürlüklere çözüm getirmiş değil. Bugün bu iktidarın yapabileceği bir anayasanın esası da bizim gördüğümüz, okuduğumuz saray rejiminin devamından yana, Cumhur İttifakı'nın devamından yana, tek adam yönetiminin kesintisiz bir biçimde devamından yana olan bir anayasayı öngörüyorlar. Böyle bir anayasayı onaylamak, böyle bir anayasaya onay vermek mümkün değil.

"Gerçek anlamda demokratik bir anayasaya ihtiyaç var"

İktidar, Cumhur İttifakı, tek adam, saray rejimi sürekli her bir meseleyi nalıncı keseri gibi kendine yontuyor. Oysa ki biz biliyoruz ki bu ülkede gerçek anlamda demokratik bir anayasaya ihtiyaç var. Özgürlükleri koruyan bir anayasaya ihtiyaç var. Hukuku düzenleyecek olan bir anayasaya ihtiyaç var. Halkların eşit koşullarda bir arada yaşayabileceği bir anayasaya ihtiyaç var. Ama bir Erdoğan anayasasına ve onun kurumsallaşmasına ihtiyaç olacak bir anayasadan söz etmek mümkün değil.

Basın üzerinde çok ciddi baskılar olduğunu görüyoruz. En son Halk TV'nin 10 gün boyunca kapatılması, Sözcü TV'nin kapatılması, Evrensel Gazetesi'ne olan Basın İlan Kurumu engelleri halen devam ediyor. Ama havuz medyasına bakarsak onlara her türlü imkanlar ve olanaklar sağlandığını görüyoruz. Bu ülkede eğer bütün basın kuruluşları özgür olacaksa herkese eşit imkanların sağlanması, baskıların sonlandırılması, kapatma kararlarının geriye alınması, sansürün geriye alınması, sansür uygulamalarına son verilmesi önemli. Bu olmadan da Türkiye basının özgür bir biçimde kendisini ifade etmesi, yazabilmesi, haber kaynaklarını kamuoyuna açıklayabilmesi, ulaştırması çok mümkün olmayacaktır. O yüzden bu demokratik hak ve özgürlükler saray rejimine ve saray iktidarına terk edilmeyecek kadar önemli olduğunu düşünüyoruz.

"Saraydaki filolara ihtiyacımız yok"

Ülkenin dört bir tarafı cayır cayır yanarken, ormanlar yanarken Bakan çıkıp diyor ki, 'Canlıları kaybetmedik, canlılarımıza bir şey olmadı.' Yani ormanda yaşayan hayvanları, canlıları canlı olarak görmeyen, ağaçları canlı olarak görmeyen, bitkileri canlı olarak görmeyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Yangın söndürmekle görevli uçakların icralık olduğunu duyuyoruz. Ama sarayda filolar var. Oysa ki saraydaki filolara ihtiyacımız yok. Bu ülkede yangın çıktığında aniden müdahale edebilecek, anında yangınları söndürebilecek uçaklara, helikopterlere, aşağıda arazözlere ihtiyacımız var. Uzun yıllardır ormanların özelleştirilmesi, taşeronlaştırma gündeme geldi ve büyük oranda işçi azaltılmasına gitti. Dolayısıyla bugün çıkan yangınlara müdahale etme konusunda yeterli personel yoktur. Dolayısıyla bu ormanlarımızın cayır cayır yandığını ve hiç kimsenin müdahale etmediğini, edemediğini, halkın, emekçilerin, o yerel yönetimlerin canla başla çalıştığını görüyoruz. 

Önümüzdeki süreçte Türkiye'deki hak ve özgürlük mücadelesini, demokrasi mücadelesini, işçi sınıfımızın insanca yaşama koşullarını oluşturma, bir dayanışma içerisinde olma konusunda görüşlerimizi, olanaklarımızı, birleştireceğimizi, birlikte mücadele edeceğimizi ifade etmek isterim. Her türlü hukuksuzluğa, keyfiliğe karşı da yan yana durmaya devam edeceğiz."