TBMM Genel Kurulu... CHP'li Arpacı: "Geçmişte defalarca delmeye çalıştığınız zeytin kanunun bu sefer koordinatlar vererek delmeye çalışıyorsunuz"

TAKİP ET

TBMM Genel Kurulu'nda zeytinlik alanların madencilik faaliyetine açılmasını da içeren torba kanun teklifi görüşmeleri devam ediyor. CHP Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, "Geçmişte defalarca delmeye çalıştığınız zeytin kanunun bu sefer koordinatlar vererek delmeye çalışıyorsunuz, bu sayede en azından tüm Türkiye'de talanın önüne geçilecek gibi duruyor fakat insan sormadan edemiyor yarın başka bir bölge için koordinat belirlenmeyeceği ne malum? 'Sökülenin yerine iki kat daha zeytin dikeceğiz'. Arkadaşlar ağaç dikmekle orman olmuyor, doğal hayat yerine gelmiyor, zeytinyağı üretimi olmuyor" dedi.

(TBMM) - TBMM Genel Kurulu'nda zeytinlik alanların madencilik faaliyetine açılmasını da içeren torba kanun teklifi görüşmeleri devam ediyor. CHP Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, "Geçmişte defalarca delmeye çalıştığınız zeytin kanunun bu sefer koordinatlar vererek delmeye çalışıyorsunuz, bu sayede en azından tüm Türkiye’de talanın önüne geçilecek gibi duruyor fakat insan sormadan edemiyor yarın başka bir bölge için koordinat belirlenmeyeceği ne malum? 'Sökülenin yerine iki kat daha zeytin dikeceğiz'. Arkadaşlar ağaç dikmekle orman olmuyor, doğal hayat yerine gelmiyor, zeytinyağı üretimi olmuyor" dedi.

TBMM Genel Kurulu'nda zeytinlik alanların madencilik faaliyetine açılmasını da içeren torba kanun teklifinin görüşmeleri sürüyor. Teklifin birinci bölümünün tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçildi.  

Şahin: "Konu maden patronlarının çıkarı olunca yaz tatilinde bile Meclis'i çalıştırıyorsunuz"

Yeni Yol Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin, teklif görüşmeleri esnasında AK Parti sıralarında yalnızca iki milletvekilinin olmasına tepki gösterdi. Şahin, şunları söyledi:

"Bu yasa teklifi yalnızca birkaç maddesiyle değil genel yapısıyla da sakıncalıdır. Torba yasa mantığıyla hazırlanmış, uzun vadeli bir madencilik stratejisi içermeyen, sektörler arası dengesizlik yaratan bir düzenlemedir. Ruhsatsız tesislere af getiriyor. Orman arazilerinin kullanımı kolaylaştırılıyor. Yerel yönetimlerin onay yetkileri ortadan kaldırılıyor. Yatırımcıları teşvik etmek elbette önemlidir ancak yatırım adına çevresel adalet, mülkiyet güvencesi, yargı denetimi gözardı edilemez. Hızlı yatırım uğruna hukuk devleti ilkelerinden vazgeçilemez. Ormanları, meraları, su havzalarını maden sahası adı altında şirketlere teslim mi ediyorsunuz? İktidar sıralarına sesleniyorum; iki kişiden başka kimse yok. Ama o kadar önemli gördüğünüz bir yasa. Sözde bu kadar önemli görüyorsunuz, millete söz verdiğiniz infaz düzenlemelerine gelince 'Ekim'i bekleyin' diyorsunuz ama konu maden patronlarının çıkarı olunca yaz tatilinde bile Meclis'i çalıştırmayı görev biliyorsunuz. Bu nasıl öncelik sıralaması?"

Kocamaz: "ÇED raporları yerli ve yabancı şirketler için formaliteye dönüştürülmüştür"

İYİ Parti Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz ise şunları söyledi:

"Kanun teklifi her ne kadar ülkemizin yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik etmek ve madencilik sektöründe bürokratik süreçleri hızlandırmak gibi gerekçelere dayandırılmış olsa da geneli itibarıyla çevre hukuku, anayasal mülkiyet ilkeleri, kamu denetimi ve idari şeffaflık bakımından son derece sakıncalı düzenlemeler içermektedir. Teklifte yer alan maddeler yalnızca çevresel ve toplumsal hassasiyetleri gözardı etmekle kalmamakta aynı zamanda anayasa ile güvence altına alınmış hak ve ilkeleri zedelemekte kamu yönetiminde hesap verilebilirliği ortadan kaldırmaktadır. Teklifle ÇED raporları yerli ve yabancı şirketler için adeta bir formaliteye dönüştürülmüştür. Maden ve benzeri yatırımlarda ÇED raporlarının yeterince incelenmeden verilmesi, özellikle ormanlık alanlarda tarım arazileri, zeytinlikler ile su kaynakları üzerinde geri dönüşü olmayan çevre katliamlarına yol açacaktır.

Anayasanın söz konusu maddesi ormanların devlet eliyle yönetilmesini, tahsis ve tahrip edilmemesini, özel şahıslara devredilmemesini açıkça hükme bağlamıştır. Düzenlemeyle fiilen kamu eliyle özel sektöre tahsis rejimi kurulmakta, böylece Anayasa’nın amir hükümlerinin arkasından dolanılmaktadır. Böylece ormanlık alanlarla birlikte sit alanları, turizm bölgeleri, mera ve sulak alanlarda fiilen maden sahasına açılabilmektedir. Bu düzenlemede işin en vahim olan yanı ise ormanlar dâhil olmak üzere bazı hassas alanlar için resmi kurumlara ÇED süresince en geç üç ay içerisinde görüş bildirme zorunluluğu getirilmekte, bu süre içerisinde görüş bildirmeyen kurum olumlu görüş bildirmiş yani izin vermiş sayılmaktadır."

Kordu: "Bu teklif, tüm coğrafyamızın dört bir yanındaki ormanlarını sermayeye açıyor"

DEM Parti Tunceli Milletvekili Ayten Kordu ise şu ifadelere yer verdi:

"Burada şu anda da belki devam eden tüm halklar 'toprağımızı savunuyoruz' diyerek tarlasını, bağını, bostanını, hayvanlarını, işini, gücünü, evini bırakarak Meclis'in hemen önünde parklarda yatmakta ve coğrafyanın dört bir yanından bu insanlar bu teklifin geri çekilmesi için eylemler ve açıklamalar yaparak Meclis'e seslenmekteler. Bu metin sadece bir yasa teklifi değil, bu teklif kapitalist akılla ranta, talana, sömürüye dayalı, doğaya karşı ilan edilmiş açık bir savaş yaklaşımıdır, açık bir savaştır aslında. Bu teklif, tüm coğrafyamızın dört bir yanındaki ormanlarını, tarım arazilerini, zeytinliklerini, su kaynaklarını ve meralarını yani hepimizin ortak yaşam alanlarını metalaştırmaya, sermayeye sınırsız olarak açmaya, mülküne el koymaya dayalı getirilen yasalardır, bunların yasalar eliyle meşrulaştırılmasından da başka bir şey değildir.

Şimdi, teklifin birçok maddesi problemli, çeşitli sıkıntılar taşımakta, bütününde bir sıkıntı var ama bazı maddeler özellikle çok daha sıkıntılı. Çevresel etki değerlendirmesi yani ÇED süreçleri süper izinle tamamen etkisizleştirilerek kurum görüşleri göstermelik hâle getirilmektedir. Orman ve tarım izinleri MAPEG'e devredilerek başvurulara üç ay içerisinde cevap verilmezse olumlu görüş verilmiş olarak sayılacağı özellikle belirtilmektedir. Bu, zımni bir onay düzenlemesi, çevre hukukunun temel ilkelerinin, Anayasa’nın 56'ncı maddesine ve uluslararası doğa koruma sözleşmelerine tamamen aykırı bir yaklaşımdır. ÇED süreci artık bağımsız çevre kurumlarının, halkın ve yerel yönetimlerin katılımını dışlayan, yalnızca MAPEG eliyle yürütülecek, üstelik ÇED raporu daha tamamlanmadan şirketler diğer izinlerle ilgili başvuru yapabilecekler. Ancak bu yasayla şirketlere önce yatırım ruhsatı, sonra rapor modeli getiriliyor. Yani önce doğayı tahrip edecek faaliyet başlıyor, sonra sözde denetim ve raporlama süreci işletiliyor. 

İhtiyaçlar toplumun her yönüyle olumsuz etkileneceği bir sorunsal yaklaşımla ele alınamaz. Kendi coğrafyasında bütünlüklü toplumsal barış yaklaşımı, belli şirketlerin kâr amacına göre kurulamaz. İktidar tüm itirazlara rağmen 'ben yaparım, benim istediğim olur; halka rağmen halk için yapıyorum' diyerek toplumsallığa böylesine saldıramaz. Kamusal kararlar sosyal adalete, ekolojik dengeye, yani demokratik toplum özelliklerine göre ele alınmalıdır. Doğanın ve halkın iradesini yok sayan bu yaklaşım ne ahlaki ne sosyal ne vicdani ne de demokratik bir hukuki bir ölçüye sığmamaktadır."

Arpacı: "Nedir bu kömürün iktisadi değeri, ülkenin kazancı ne olacak?"

CHP Denizli Milletvekili Şeref Arpacı ise şunları söyledi:

"Bu torba kanunun içinde bulunan özellikle meraları ilgilendiren enerjide süper izin maddeleri, koordinatlar verilerek bölgedeki zeytinler olmak üzere doğayı, insanı ve hayvanları yok edecek kömür madenlerini ilgilendiren maddeler ve zimni izin meselesi problemlidir. Elinize vicdanınıza koyun ve söyleyin arkadaşlar içinize siniyor mu bu yöntem? Kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıklara hizmet etmek için mi buradayız? Neler söz verdiniz, neler taahhüt ettiniz? Karşılığında ne aldınız? Ne aceleniz vardı da komisyonu 26 saat hiç aralıksız çalıştırdınız? Tali komisyon olarak çevre ve tarım komisyonu belirlenmişken, görüş almadınız. Almadan vermek Allah’a mahsustur, siz doğayı, zeytini, yeşili, arıyı, balı, kovanı, Muğla’nın su kaynaklarını, tam 26 mahalleyi, köyü, insanı ama en çok da geleceğimizi veriyorsunuz karşılığında ne alıyorsunuz? Nedir bu kömürün iktisadi değeri? Ne kadar elektrik üretecek ne kazanacak bu şirketler? Kime ne faydası var? Ülkenin kazancı ne olacak? Bunları etki analizinde görmemiz gerekiyordu, göremedik.

Bir sonraki donem Cumhurbaşkanımız Ekrem İmamoğlu’na yapılan keyfi hukuk uygulamaları ve adaletsizliklerin neticesinde 10 gün gibi bir sürede işçinin, emekçinin, sanayicinin, esnafın sırtından biriktirdiği 57 milyar doları bir çırpıda satabilen bir ülke burası bu parlamentoya, bu milletvekiline yakışıyor mu bu yasa 7 milyar dolar için? Bu ülkenin vatandaşlarının faydasına harcanamayacak bir para mıdır? Nasıl 57 milyar dolar satıp karşılığında Türk lirası aldıysak, kamulaştıralım bu santralleri, elektriğimizi kendimiz üretelim. Kömür mü yok? Bulalım, ucuz kömür ithal edelim. En sevdiğiniz şey ithal etmek değil mi? 

Geçmişte defalarca delmeye çalıştığınız zeytin kanunun bu sefer koordinatlar vererek delmeye çalışıyorsunuz, bu sayede en azından tüm Türkiye’de talanın önüne geçilecek gibi duruyor fakat insan sormadan edemiyor yarın başka bir bölge için koordinat belirlenmeyeceği ne malum? 'Sökülenin yerine iki kat daha zeytin dikeceğiz'. Arkadaşlar ağaç dikmekle orman olmuyor, doğal hayat yerine gelmiyor, zeytinyağı üretimi olmuyor. Taşıma işleminin doğru zamanda doğru şekilde yapılması lazım, yoksa yaklaşık 86 bin zeytin ağacı yok olacak."