Haber: Muhammet Fatih BAŞCI
(BURDUR) - Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, 24 Temmuz Basın Bayramı dolayısıyla Burdur’da görev yapan basın mensuplarıyla bir araya geldi. Ercengiz, "Siyaset tarihimizde demokrasisi hâlâ gelişmekte olan bir ülkeyiz. Demokrasiyi geliştirmek zorundayız. Demokrasiyi geliştirmek için yargıyı, yasamayı, yürütmeyi birbirinden ayırdığımız gibi, basını da 'dördüncü güç' olarak görmeliyiz. Tüm bunları tek bir noktadan kontrol altına almaya çalışmak kimse açısından iyi sonuç doğurmaz. Çünkü bu gücü kim eline geçirirse, diğer tarafa zulmeder" dedi.
Tarihi Ali Bey Değirmeni’nde düzenlenen etkinlikte belediye başkan yardımcıları, Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel ve basın çalışanları yer aldı. Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel, konuşmasında yerel basının karşılaştığı ekonomik zorluklara dikkati çekerek, "Sansür artık biçim değiştirdi. Medya kuruluşları ekonomik yaptırımlar nedeniyle ayakta kalmakta zorlanıyor. Ancak bu meslek, insanların haber alma ihtiyacı devam ettikçe yaşamaya devam edecek" ifadelerini kullandı.
"Sansür artık şekil değiştirdi"
Tuncel şöyle konuştu:
"Aslında 117 yıl önceki sansürün kaldırılışını kutluyoruz. Ancak sansür, Türk basınında eskiden beri tartışılan ve üzerinde mutabakata varılamayan bir konu. Basın özgürlüğü, doğrudan demokrasinizin kalitesi ve çıtasıyla ilgilidir. Türkiye maalesef bu konuda yaklaşık 100 yıldır sorunlarla boğuşuyor. Şu an sansürün kaldırılışını kutluyoruz ama dikkat ettiyseniz son birkaç gündür yapılan yorumlarda görüldüğü gibi sansür artık şekil değiştirmiş durumda. Eskisi gibi 'şu haberi çıkar, bunu koyma' şeklinde değil, sansürün en ağır hali var. Ne demek istiyorum? Buradaki birçok arkadaşımız biliyor; ekonomik yaptırımlar. Hiçbir medya kuruluşu ekonomik özgürlüğünü sağlamadan yayıncılık faaliyetlerini sağlıklı şekilde sürdüremez. Bu noktada en ağır açmazlardan birini yaşıyoruz. Maalesef yerel basınımız bu bunalımdan çok daha ağır etkileniyor. Özel reklamlar ve ilanlardan ciddi şekilde etkileniyoruz. Özellikle tasarruf tedbirlerinden sonra yerel yönetimlerin ve diğer kuruluşların özel ilanlara mesafeli yaklaşması basın kuruluşlarını iyice zora düşürdü."
"Bu ülkede hala sansür konuşuluyorsa burada bir hata var demektir"
Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz ise şunları söyledi;
"Öncelikle tüm basın emekçilerinin Basın Bayramı’nı kutlarım. Üzerinden 117 yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ bu ülkede sansür konuşuluyorsa, basın emekçisinin veya basının haber verme, yurttaşın haber alma hakkının elinden alındığı yönünde bir kaygı varsa, burada bir hata var demektir. Öncelikle bu hatayı gidermek gerekir. Eskiden gençler arasında sosyal medyada 'Silivri soğuktur' hikâyesi bir espri olarak kullanılırdı. Gençler, birilerini eleştirdiklerinde özellikle de yöneticileri ya da siyasetçileri bu ifadeyi şaka niyetine söylerdi. Ancak artık, belediye başkanlarımızın tutuklanmasıyla bu sözün ne kadar yakınımızda olduğunu maalesef hissediyoruz. Acı olan şu ki ülkede hukukçular bile ikiye ayrılmış durumda. Yani bu ülkede yurttaş hakları gibi yasal güvenceye bağlanmış temel konular üzerinden bile hukukçular ikiye ayrılıyorsa, bu işin çok politize edildiğini açıkça gösteriyor. Dönemler yaşanır, geçer; ama önemli olan, geriye dönüp bakıldığında iyi şeylerin anılması, iyi şeylerin konuşulmasıdır.
"Basını da 'dördüncü güç' olarak görmeliyiz"
Siyaset tarihimizde demokrasisi hâlâ gelişmekte olan bir ülkeyiz. Demokrasiyi geliştirmek zorundayız. Demokrasiyi geliştirmek için yargıyı, yasamayı, yürütmeyi birbirinden ayırdığımız gibi, basını da 'dördüncü güç' olarak görmeliyiz. Tüm bunları tek bir noktadan kontrol altına almaya çalışmak kimse açısından iyi sonuç doğurmaz. Çünkü bu gücü kim eline geçirirse, diğer tarafa zulmeder. Bu, 1923’te Cumhuriyet’i seçmiş, ömrünü savaş meydanlarında harcamış ve ardından çok kısa sürede ülkeyi iddialı bir hale getirmiş Atatürk vizyonuna yakışan bir durum değildir. Artık neyi nereden okuyacağımızı karıştırmaya başladık. Aynı olayı farklı şekillerde yorumlayarak kafa karıştıran bir haber anlayışı var. Artık neyin doğru olduğunu bulmakta zorlanıyoruz. Ulusal basın için söylüyorum; ancak yerel basın bizim için çok daha değerli. Adaylıktan bu yana 13 yıldır sürekli birlikteyiz. Yaptığımız işleri yurttaşa sizler aracılığıyla ulaştırıyoruz.
"Şirketler üzerinden belediye başkanlarımıza operasyon yapılıyor"
Burada belediye başkanlarını suçlamak mı doğru, yoksa görev ihmali varsa, gerçekten ortada suç varsa mı işlem yapmak doğru? Biz de bunu sorguluyoruz. 11 yılı aşkın bir süre geride bıraktık. Kamu kaynaklarını en etkin şekilde kullanmaya çalıştık. 2014 yılında göreve geldiğimizde, gelir gider dengesini sağlamak için hizmet alımlarını minimize ettik. Yapabildiğimiz her işi belediye olarak kendi işçimizle yapmaya çalıştık. Çünkü bu işi birileri yapıp para kazanabiliyorsa, biz de belediye olarak kendi emekçimizle yapabiliriz. Bugün görüyoruz ki iktidarı, muhalefeti birçok belediye farklı şirketlerden hizmet almış. Gelinen noktada, bu şirketler üzerinden belediye başkanlarımıza operasyon yapılıyor. Oysa devlet yasa çıkarma yetkisine sahip. Eğer bu uygulama doğru değilse, hizmet alımlarıyla ilgili net sınırlar getirilmeli. Suça bulaştıktan sonra değil, suça bulaşmadan devlet yasa çıkarsın. Şimdi bakıyorsunuz, A Partisi’nin belediye başkanı aynı kurumdan hizmet almış, hakkında soruşturma yok. Diğer yandan daha yeni göreve başlayan bir başkan, sırf aynı şirketle çalıştı diye cezaevinde. Bu doğru değil.
"Basın emekçilerinin en büyük sorunu ekonomik zorluklar"
Bugün basın emekçilerinin en büyük sorunu ekonomik zorluklar. Yasadaki yetersizlikler nedeniyle gerçek emekçi gazetecilerle bu işi hobi olarak yapan veya birilerinin kalemi olanlar aynı kefeye konmamalı. Gerçek habercilik ile popülizm arasında fark olmalı. Konusu açıldığı için söylemek istiyorum; seçim dönemlerinde her zaman daha fazla eleştiri alırız. Yaptığımız ya da yapamadığımız işler daha fazla gündeme getirilir. Bu gayet normaldir. Sonuçta siz yöneticiyseniz, insanların sizin ne yaptığınızı ya da yapmadığınızı bilmeye hakkı vardır. Bizler yaptığımız doğru şeyleri anlatmaya gayret ederiz, bize muhalefet edenler de yapamadıklarımızı ya da yapmayı taahhüt edip de başaramadıklarımızı dile getirir. Bu gayet doğaldır. Ancak son dönemde maalesef basında bir farklılık görüyoruz. Ulusal medyada da görüyorsunuzdur, artık felaket tellallığı yapan, ‘operasyon’, ‘bilmem ne’ gibi sansasyonel başlıklarla gündem oluşturmaya çalışan medya organları türedi. Oysa basının görevi bu değildir. Basının görevi, gerçek bir haber değeri taşıyan bir olayı halka doğru bir şekilde duyurmaktır. Varsayımlar üzerinden hesaplaşma yaratmaya çalışırsanız işin içinden çıkamazsınız."













