ABD’de yürütülen iki kapsamlı çalışma, domuz böbreklerinin insanlar için güvenli ve işlevsel bir seçenek hâline gelmesinde çığır açan bulgular ortaya koydu. NYU Langone Health’te görevli uzmanlar, insan bağışçıların yetersiz kaldığı bir dönemde alternatif organ kaynağı olarak görülen xenotransplantasyonda “ölçülebilir şekilde” ilerleme kaydedildiğini söylüyor.
Organ bağışında kritik açık: 90 binden fazla kişi bekleme listesinde
UNOS verilerine göre ABD’de 90 bini aşkın kişi böbrek nakli için sıra bekliyor ve her gün yaklaşık 11 kişi uygun organ bulunamadığı için hayatını kaybediyor. Diyabet, hipertansiyon ve obezite gibi yaygın hastalıklar nakil ihtiyacını artırırken, mevcut bağış sistemi talebi karşılayamıyor. Diyaliz ise ömrü ortalama beş yıl uzatabiliyor; ancak uzun vadede hem vücuda ağır yük bindiriyor hem de yaşam kalitesini düşürüyor.
Bu nedenle bilim dünyası yıllardır domuz organlarının insana naklini araştırıyor. Fakat en büyük engel, insan bağışıklık sisteminin yabancı bir organı hızla reddetme eğilimi.
Organ reddi nasıl gelişiyor? İlk kez bu kadar detaylı incelendi
Perşembe günü Nature’da yayımlanan iki çalışma, bağışıklık sisteminin domuz böbreğini nasıl hedef aldığını hücresel düzeyde haritaladı. Araştırma kapsamında, beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişi olan 57 yaşındaki Maurice Miller’a genetiği değiştirilmiş bir domuz böbreği nakledildi. Miller’ın kendi böbrekleri çıkarıldı, vücudu iki ay boyunca yoğun bakımda solunum cihazında tutuldu.
Bu süre boyunca böbrekten düzenli biyopsiler alındı, kan testleri yapıldı ve doku örnekleri analiz edildi. İki kez reddetme girişimi gerçekleşti; ancak ilk kez, mevcut immün baskılayıcı ilaçlarla bu reddin kontrol altına alınması sağlandı. Böbrek çalışmaya devam etti ve deney 61. günde sonlandırıldı.
Araştırmanın ortak yazarı Dr. Robert Montgomery, “Bu veriler, hangi immünosupresif tedavilerin gerçek insan nakillerinde işe yarayacağını gösteren bir rehber niteliğinde” dedi.
5.100 gen ve tüm bağışıklık hücreleri haritalandı
Deney süresince bağışıklık sisteminin domuz böbreğine verdiği tepki günlük bazda takip edildi. Araştırmacılar 5.100 insan ve domuz geninin ifadesini haritaladı, ayrıca reddin oluşumunda hangi hücresel yolların kullanıldığını belirledi. Bu detaylı haritalama sayesinde, reddi daha erken saptayabilecek kan biyobelirteçlerinin geliştirilmesi için kritik veri elde edildi.
Çalışmanın yazarlarından Dr. Brendan Keating, “Şimdiye kadar hiçbir xenotransplantasyon modelinde bağışıklık tepkisini bu kadar ayrıntıyla takip edememiştik” diyerek bulguların önemini vurguladı.
Tek kişilik deney umut verici ama daha fazla doğrulama gerekiyor
Montgomery, deneyin tek bir insanda yapılmış olmasının sınırlılık yarattığını ancak sonuçların klinik denemeler için güçlü bir zemin oluşturduğunu söylüyor. Araştırmacılar, 20 hastayla yeni bir immün baskılama denemesi için fon aldıklarını açıkladı.
Bu alandaki ilerlemeyi değerlendiren uzmanlardan Dr. Minnie Sarwal, “61 gün boyunca stabil böbrek fonksiyonu, klinik fizibilitenin ilk güçlü kanıtı” dedi. Sarwal’a göre asıl kıymetli bulgu, reddin tedavi edilebilir olduğunun doğrulanması.
Alan hızla ilerliyor: İlk canlı başarılar umut veriyor
Geçtiğimiz yıl New Hampshire’dan Tim Andrews, genetiği değiştirilmiş bir domuz böbreğiyle 271 gün yaşadı. Bu süre bir rekor olarak kayıtlara geçti. Böbrek ekim ayında çıkarılmak zorunda kalsa da, Andrews uzun yürüyüşler yapmış, hatta bir Red Sox maçında ilk atışı gerçekleştirmişti.
Son çalışmalar, bu başarıların tesadüf olmadığını, bilimsel zeminin giderek güçlendiğini gösteriyor. Montgomery süreci şöyle özetliyor: “Her adımda daha iyi oluyoruz. Zorluklar çıkacak, ama hepsi çözülebilir.”
Kaynak: Haber Merkezi













