(ANKARA) – AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin küresel kültür fırtınası karşısındaki savunmasızlığını ve yerli değerlerin evrenselle harmanlanması gerekliliğini dile getirdi.
Erdoğan’ın "Milli kimliği, milli kültürü, değeri, ideali, erdemi, ahlakı dışlayan her trend yüzeyselliğe mahkumdur" sözleri, iktidarın yıllardır sürdürdüğü "kültürel iktidar" kurma çabasının henüz istenen noktaya ulaşamadığının bir başka yansıması olarak değerlendirildi.
Kültür ve sanatta yerlilik tartışması
Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan en kritik noktalardan biri, küresel kültür savaşlarında yerli değerlerin yeniden inşa edilmesi gerekliliğiydi. AKP iktidarı boyunca sıkça dile getirilen "kültürel hegemonya" kurma arzusu, bu törende yerini daha çok bir "savunma refleksi"ne bıraktı. Erdoğan, neoliberal kültürün "trend" adı altında sunduğu her şeyin insanı edilgenleştirdiğini ve biricikliğini yok ettiğini savunurken, bu kuşatmanın ancak köklere tutunarak aşılabileceğini belirtti.
Ancak bu noktada ortaya çıkan manzara, iktidarın sanatçı ve aydın kesimle kurduğu ilişkinin niteliğini bir kez daha tartışmaya açıyor. Sanatın özgürlükçü doğası ile siyasetin belirlediği "yerli ve milli" sınırları arasındaki çelişki, Türkiye'de uzun süredir kültür dünyasının en büyük çıkmazlarından biri olarak görülüyor. Erdoğan’ın "günlük üretilip günlük tüketilen işlerle küresel fırtınanın önünde duramayız" itirafı, popüler kültürün gücü karşısında geleneksel anlatıların yeterince alan bulamadığının kanıtı niteliğinde.
Ödüller ve sembolik isimler
Bu yılki ödül töreninde dikkat çeken isimler ve kategoriler, iktidarın kültürel önceliklerini de açıkça ortaya koydu. Bilim ve kültür ödülü Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün'e verilirken, resim dalında Yalçın Gökçebağ, müzik dalında Prof. Yalçın Tura, arkeoloji dalında ise Prof. Dr. Fahri Işık ödüle layık görüldü. Özellikle fotoğraf ödülünün Filistinli gazeteci Ali Jadallah’a verilmesi, iktidarın dış politika önceliklerini sanat ve medya üzerinden sembolleştirme çabası olarak okundu.
Ali Jadallah üzerinden Gazze'deki soykırıma dikkat çeken Erdoğan, İsrail’in basın mensuplarına yönelik saldırılarını kınarken, Türkiye’nin bu konuda eğilmeden durduğunu ifade etti. Ancak bu noktada, Türkiye'de basın özgürlüğü ve gazetecilerin yargılanma süreçlerine dair süregelen eleştiriler, iktidarın "hakikatin savunuculuğu" söylemiyle tezat oluşturmaya devam ediyor.
Neoliberalizm ve yapay zeka tehdidi
Erdoğan, konuşmasının bir bölümünü ise teknolojik dönüşüm ve neoliberalizmin yarattığı risklere ayırdı. Yapay zeka mahsulü sanat eserlerinin gerçek ile sanal arasındaki farkı yok ettiğini belirten Erdoğan, "Bizi yarın neyin beklediğini tam olarak bilemiyoruz" diyerek bir belirsizlik tablosu çizdi. Sanatçının özgürlüğünün küresel tüketim çarkları tarafından öğütüldüğünü savunan Erdoğan, bu cendereden çıkış için sanatçılardan ve münevverlerden "mihmandarlık" beklediğini söyledi.
Bu tablo, iktidarın modern dünyadaki değişimleri yakalamak ile muhafazakar kalmak arasındaki dengede yaşadığı zorluğu bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Küresel bir teknoloji çağında "yerli kalarak evrensele açılma" formülü, pratik karşılığını bulmakta zorlanan bir retorik olarak kalmaya devam ediyor.
Sanatın birleştirici gücü mü siyasetin dili mi
Erdoğan, konuşmasında Nazım Hikmet’ten Sezai Karakoç’a, Yunus Emre’den Mehmet Akif’e kadar geniş bir yelpazeyi "Türk şiirinin tapu senedi" olarak nitelendirdi. "Sanat ayrıştırmaz, birleştirir" vurgusu yapmasına rağmen, Türkiye’de muhalif sanatçıların karşılaştığı engeller, festivallerin iptal edilmesi ve kültürel etkinlikler üzerindeki baskılar, bu birleştirici dilin sahadaki gerçekliğiyle uyuşmuyor.
Sonuç olarak Erdoğan, sanatçılara "hangi görüşten olursa olsun başımızın üstünde yeri var" diyerek zeytin dalı uzatırken, aynı zamanda yerli ve milli çizgiden sapmama şartını da satır aralarına gizlemiş oldu. Bu durum, önümüzdeki dönemde kültür ve sanat dünyasında iktidar destekli projeler ile bağımsız sanatçılar arasındaki makasın daha da açılıp açılmayacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Sürecin devamında, "yerli ve milli" kültür inşası için devlet imkanlarının hangi projelere kanalize edileceği ve küresel dijital platformların etkisi altındaki genç kuşağın bu çağrılara ne ölçüde yanıt vereceği merak konusu.
Kaynak: Haber Merkezi










