(Ankara) – Türkiye’nin yıllardır “mega proje” diye tanıttığı köprü, otoyol ve havalimanları, artık devletin en büyük bütçe yükü haline geldi. 2026 yılı merkezi yönetim bütçesi teklifinde, yalnızca geçiş ve gelir garantileri için özel şirketlere 100 milyar lirayı aşan bir kaynak ayrıldığı resmî belgelerde görüldü.
Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle hayata geçirilen bu projelerde devlet, “araç geçişi veya yolcu sayısı” garantisi veriyor. Gerçek rakam hedefin altında kalınca fark, hazine bütçesinden kapatılıyor. Üstelik ödemeler çoğunlukla döviz cinsinden olduğu için kur farkı arttıkça vatandaşın sırtındaki yük de büyüyor.
Devletin kara deliği büyüyor
Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 2026 bütçe teklifinde, Karayolları Genel Müdürlüğü kaleminde “YİD projeleri kapsamında garanti ödemeleri” başlığı altında 101,3 milyar TL ödenek planlandı. Bazı kaynaklara göre bu tutar 114 milyar TL’ye kadar çıkıyor.
2025–2027 döneminde toplamda 328 milyar TL’yi bulan bu garanti yükü, Türkiye bütçesinde dev bir kara delik oluşturuyor.
Geçmeyen köprü, uçmayan uçak ama ödenen dolar
Birçok otoyol ve köprüde verilen geçiş garantileri gerçek kullanımın çok üzerinde. Bazı projelerde günlük 45 bin araç geçiş garantisi verilirken, fiilî geçiş sayısı bunun yarısına bile ulaşmıyor.
Havalimanı projelerinde de tablo benzer: Uçmayan yolcuya dolar bazında garanti ödemesi yapılıyor. Bu sistem, her yıl özel şirketlerin kasasına “havadan milyarlarca lira” aktarılmasına neden oluyor.
Sayıştay raporları görmezden geliniyor
Sayıştay’ın 2024 raporlarında, bu projelerde kur farkı nedeniyle ödemelerin öngörülerin çok üstünde gerçekleştiği belirtilmesine rağmen hükümet hiçbir adım atmıyor.
Raporlarda açıkça, “sözleşme risklerinin tamamen kamuya yüklendiği” vurgulanıyor. Buna rağmen bütçede garanti ödemesi kalemleri her yıl daha da kabarıyor.
Kaynak yok denilen vatandaşa ağır fatura
Emekliye zam yapılmazken, öğretmen ataması ertelenirken ve çiftçiye destek kısıtlanırken; aynı bütçede kullanılmayan otoyollara ve geçilmeyen köprülere milyarlarca lira aktarılıyor.
Ekonomistler bu tabloyu, “vatandaştan alınan vergilerin özel şirketlerin kasasına transferi” olarak nitelendiriyor.
Kamu yararı değil, şirket kârı
Uzmanlara göre bu model artık kamu yararını değil, şirket kârını koruyor. Döviz bazlı garanti sistemi yüzünden, TL’nin her değer kaybı devletin yükünü katlıyor.
2026’da bu tablo daha da ağırlaşacak; çünkü sadece bir yıllık garanti ödemesi bile 100 milyar lirayı geçmiş durumda.
Vatandaş öderken şirketler kazanmaya devam ediyor
Sonuç ortada: geçmeyen araç, uçmayan yolcu, boş terminal, ama dolan şirket kasaları.
Türkiye, altyapı yatırımlarında “garanti ekonomisi”ne mahkûm olmuş durumda.
Devletin kasası boşalırken, fatura yine vatandaşa kesiliyor.












