Kılıç Koçyiğit, şunları kaydetti:
"Şimdi soruyoruz; AİHS'nin 18. maddesinin ihlalinden haberiniz yok mu? Kobani kumpas davasının siyasi saiklerle açılmış, AKP'nin kendi rakibini elimine etmek, saf dışı bırakmak için açtığı bir dava olduğunu AİHM acaba kaç kararıyla daha bildirmelidir? Karar açıktır, karar nettir ama bu kararı anlamak istemeyen; Sayın Demirtaş'ın, Sayın Yükseldağ'ın ve Kobani kumpas davasında tutuklu bulunan bütün arkadaşlarımızın cezaevinde olmasından siyasi rant değiştirmeye çalışan, bunu bir hamaset, bir intikam davası olarak yürüten bir iktidar pratiği ile karşı karşıyayız. Şimdi halkımız bize soruyor. Açık ve nettir soru. Hem barış diyorlar, hem demokrasi diyorlar, hem de Demirtaş, Yüksekdağ ve Kobani kumpas davasındaki arkadaşlarımızı cezaevlerinde tutuyorlar. Bu barış nasıl olacak? Demirtaş, Yüksekdağ ve Kobani kumpas davasındaki tutsak arkadaşlarımızı cezaevinde tutarak barış inşa edilebilir mi? Toplumun süreci, güveni böyle tesis edilebilir mi? Bu ülke bu demokrasi girdabından hukuksuzluklarda ısrar ederek, yargıyı dolanarak çıkabilir mi? Bu ülke kendi barışını ararken Türkiye Cumhuriyeti devleti'nin ikinci yüzyılında barış ve demokratik toplum arayışındayken Sayın Demirtaş'ı, Sayın Yüksekdağ'ı cezaevinde tutmanın nasıl bir toplumsal faydası var? Biz bu soruyu buradan bizzat hükümete sormak istiyoruz. Yapılan, hukuksuzlukta ısrardır ve biz bu ısrarı kabul etmiyoruz. Arkadaşlarımız tam 5 yıl sonra açılan bir davadan halihazırda içerideler.
"Yasayı daha fazla dolanmayın"
Nasıl bir hukuksuz süreç olduğunu, savunma hakkının nasıl ihlal edildiğini, terörle mücadelenin evraklarının sehven nasıl dosyada unutulduğunu, Kobani kumpas davasının HDP'nin kapatılmasına nasıl bir zemin yaratılmak istendiğini, bu dava üzerinden HDP'yi siyaset dışı bırakma operasyonuna değinmeyeceğim bile. Çünkü bütün bunları çok konuştuk, çok tartıştık. Artık ortada çok açık bir hakikat var. O da IŞİD'in yapamadığını AKP Kobani kumpas davasıyla yapmaya yemin etmiştir. Hukuksuzlukta ısrar ediyor. Haksızlıkta ısrar ediyor. Biz de bu ısrarın karşısında hukuku, hakkı, adaleti savunmaya ve bütün bunların karşısında mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu anlamıyla bir kez daha Adalet Bakanlığı'nın önünden çağrı yapıyoruz, hukuksuzluktan geri dönün, evrensel ilkelere dönün; hukuku, AİHM kararlarını uygulayın, daha fazla yasayı dolanmayın, hukuksuzlukta ısrar etmeyin. Daha fazla toplumun güvensizliğini pekiştirmeyin. Bütün bu yaptıklarınızı toplum görüyor, kaydediyor. Bütün bu yaptıklarınızın sürece de etkileri var. Bunu görmezden gelen bir anlayışla bu ülkenin ne barışa ne de demokrasisinde ilerleme kaydetmemiz mümkündür. Bugün barışın da demokrasinin de temel ihtiyacı haksız, hukuksuz tutuklamaların son bulmasıdır. Cezaevlerindeki tutulan siyasi tutsakların serbest bırakılmasıdır. Adaletin tecelli etmesidir ve biz bir kez daha Adalet Bakanlığı'nın önünde adalet, hukuk; arkadaşlarımızın, yoldaşlarımızın özgürlüğü için mücadele edeceğimizi ifade etmek istiyoruz. Bütün arkadaşlarımızı alıncaya kadar onlar özgürlüğünü sağlayınca, onlar özgür oluncaya kadar mücadelemiz devam edecek. Bu hukuk tanımaz anlayışa karşı sessiz kalmadık. Bundan sonra da asla sessiz kalmayacağız.
Temelli'nin sözleri
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli de yaşananların hukuk değil, kumpas olduğunu belirterek, "Bu kumpasa Adalet Bakanlığı'nın son vermesini ve itirazlarını geri çekmesini bekliyoruz. Bunca fedakarlıkla, sorumlulukla yürüttüğümüz müzakere sürecinin bizzat Adalet Bakanlığı eliyle zehirlenmesini kabul etmiyoruz. Adalet Bakanı bu başvuruyu hemen geri çekmelidir" dedi.












