Reklam
MUHAMMET FATİH BAŞCI
Burdur’daki Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) öğretim üyeleri, prostat kanserini erken teşhis edebilmek için biyosensör geliştiriyor. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından desteklenmeye hak kazanan proje ile etkin tanı protokollerinin geliştirilmesine katkıda bulunulacak. Projenin yürütücülüğünü üstlenen Prof. Dr. Fatih Mehmet Emen, "Prostat kanseri tanısının erken evrede yapılması çok önemli. Hastalığın ilk evrelerinde tanı konulabilirse gereksiz biyopsilerle uğraşmadan tedavi süreçleri başlayabilir" dedi.Katma değeri yüksek nanoteknoloji çalışması olan ‘Yüzey Akustik Dalgası Metamalzemeler ile Prostat Kanseri Biyobelirteçlerinin Eş Zamanlı Algılanması için Mikro Akışkan Biyosensör Paneli Geliştirilmesi’ isimli proje, TÜBİTAK 1001 Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Fatih Mehmet Emen ile Nanobilim ve Nanoteknoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Çiçek’in çalışmalarıyla şekillenen proje ile Türkiye’nin biyomedikal alanda dışa bağımlılığı da azaltılmış olacak."ÖLÜM ORANLARINDA İLK SIRADA KANSER HASTALIĞI VAR"Projenin yürütücülüğünü üstlenen Prof. Dr. Fatih Mehmet Emen, prostat kanserinde erken teşhisin önemine vurgu yaparak şunları söyledi:"Prostat kanserinin tanısı için kullanılan yöntemler var. Bu sebeple prostat kanseri tanısının erken evrede yapılması çok önemli. Hastalığın ilk evrelerinde tanı konulabilirse gereksiz biyopsilerle uğraşmadan tedavi süreçleri başlayabilir. Hastanın refahı artırılabilir. Bu sebeple erken tanı çok önemli ve bunun da en önemli çözümü, biyosensör dediğimiz daha kolay kullanıma sahip, büyük hastane cihazlarının, büyük maliyetle alınan bu sistemlerin yerine daha ucuz sistemlerle çözüm bulunmasıdır. Projemizin çıkış noktası da burası olmuştur. Biz, proje sonunda prototip bir ürün geliştirmiş olacağız ve patentlenme sürecini başlatacağız. Bu sistemin seri üretime geçmesiyle birlikte 20 milyarlık dış harcamalarımız azaltılacak ve öngörülen, yıllık 50 milyar dolarlık bir pastadan da ülkemiz bir pay alarak söz sahibi olacaktır. Günümüzde tanıda kullanılan en önemli teknik, PSA değerlerinin belirlendiği ELISA tekniği. Ancak ELISA tekniğinde doğruluk oranı yüzde 40, yüzde 50’lerde. Bir sonraki aşamada, yani hastalık belirtisi başladığında kişiyi, rahatsız edici teknikler bekliyor. Manuel muayene, MR, ultrason gibi teknikler ile kişiyi psikolojik olarak rahatsız edecek yöntemlerle tanı konuluyor. Yani bu tanı olduğunda artık çok geç kalınmış oluyor. Özellikle iğne biyopsisi ile birlikte acı verici bir süreç başlıyor. Bu nedenle erken tanı hem ölüm oranlarının azaltılması hem de tedavi etkinliğinin artırılması için önemli. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, prostat kanseri vakalarında PSA ile birlikte kan plazmasına farklı biyobelirteçlerin de geçtiğini bize gösteriyor. Biyobelirteçten kastımız, proteinler. Eğer siz, PSA ile birlikte farklı proteinleri de eş zamanlı tayin edebilirseniz, ELISA tekniği ile ulaşabileceğinizden daha kesin sonuçlara ulaşabilirsiniz. Bu da nanoteknolojinin bir uygulaması olan biyosensörlerle mümkün.""BİYOSENSÖR PAZARINDA PAY SAHİBİ OLMALIYIZ"Biyosensör pazarının 2030’lu yıllarda tüm dünyada yıllık 50 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini söyleyen Prof. Dr. Emen, şunları söyledi:"Biyosensörler, büyük tıbbi cihazların yerine kullanabilecek, kullanımı çok daha kolay, daha az örnekle çalışabilecek yöntemler. İşte biz de bu motivasyonla hazırladığımız projeyi TÜBİTAK’a sunduk ve 2022 yılı içerisinde 1001 Projesi olarak desteklenmeye hak kazandık. Proje hem Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde Kimya ve Nanoteknoloji Bölümleri ortaklığında hem de Ankara Üniversitesi, Düzce Üniversitesi ve Çankırı Karatekin Üniversitesi’nden bilim insanlarının katıldığı geniş çaplı, disiplinler arası bir proje. Bu proje, bahsettiğim PSA yanında farklı antijenlerin, farklı biyomoleküllerin aynı anda ölçümünün, analizinin yapılabildiği bir teknik olacak. Son yapılan çalışmalar, ülkemizde tıbbi yatırımlar için yurt dışına aktarılan paranın yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu söylüyor bize, bu da çok büyük bir rakam. Bizlerin artık ihracatta nitelikli ürünleri, katma değeri yüksek ürünleri geliştirmemiz ve bu pazarda pay sahibi olmamız gerekiyor. Bu nedenle projemiz önemli. Projemizi özgün kılan üstün yönü, çok özel bir çip sistemi geliştiriyoruz. Nanoteknoloji kullanarak ve modüler bir aygıt. Yani taşıyabileceğiniz, kolayca kullanabileceğiniz, çok fazla ön hazırlık gerektirmeyecek bir çalışma sistemine sahip olan bir sensör geliştiriyoruz."PROSTAT KANSERİNİ YÜKSEK DOĞRULUKTA TEŞHİS EDEBİLECEĞİZ"Projenin biyosensörlerin tasarımı, üretimi ve test edilmesi aşamalarından sorumlu olan Fen Edebiyat Fakültesi Nanobilim ve Nanoteknoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Çiçek ise proje ile ilgili şunları söyledi:"Biz, burada akustik meta malzeme dediğimiz özgün yapılara dayalı bir biyosensör tasarımı yaptık ve bunu hayata geçirmeyi planlıyoruz. Burada akustik meta malzemelere dayalı meta biyosensörümüz ile mikro akışkan bir sistem tasarlayıp burada beş farklı biyobelirteci aynı anda izleyebileceğiz. Böylece PSA başta olmak üzere prostat kanseri tanısı için beş farklı biyobelirteci aynı anda izleyip çok düşük hata oranıyla prostat kanserini yüksek doğrulukla teşhis etmeyi umuyoruz."Reklam













