ABD’de obezite oranları yükseldikçe toplumun kilo ve diyet takıntısı da büyüyor. CDC verilerine göre yetişkinlerin yaklaşık yüzde 40’ı obez sınıfında. Küresel diyet ve zayıflama sektörünün 2022’de 143 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşması ve 2030’da iki katına yaklaşacak olması bu tabloyu daha da pekiştiriyor. Son yıllarda diyabet için geliştirilen GLP-1 ilaçlarının milyonlarca kişinin kilo vermek için kullanması da tartıyı merkeze alan bakışı güçlendiriyor.
Ancak uzmanlara göre tüm bu çabanın odağı yanlış yerde. Sağlığı, ömrü ve hastalık risklerini belirleyen temel unsur kilo değil, hareket düzeyi ve kardiyorespiratuvar fitness.
Washington Üniversitesi Aile Hekimliği Profesörü Dr. Lisa Erlanger, “İnsanları kilo dışında birçok yöntemle daha sağlıklı yapabiliyoruz” diyerek şu uyarıyı yapıyor: “Düzenli yürüyüş, kas gücü artışı, günlük adım sayısının yükselmesi; kanserden depresyona, diyabetten kalp-damar hastalıklarına kadar çok geniş bir yelpazede riskleri düşürüyor.”
Diyetlerin çoğu uzun vadede başarısız: Neden?
2024 tarihli kapsamlı bir meta-analiz, insanların büyük bölümünün verdiği kiloyu birkaç yıl içinde geri aldığını ortaya koyuyor. Buna göre diyetle elde edilen olumlu sağlık etkileri de uzun vadede ortadan kalkıyor.
Araştırmacılar bunun temel nedeni olarak biyolojik savunma mekanizmasını gösteriyor. Kilo verildiğinde vücudun metabolizması düşüyor, açlık hormonları artıyor, uyku kalitesi bozuluyor ve kişi yüksek kalorili yiyeceklere yöneliyor.
Dr. Erlanger’a göre “İnsanların suçlandığı pek çok davranış aslında bedenin kendini koruma çabası.”
Bu durum, “yo-yo döngüsü” olarak bilinen sürekli kilo verip alma sürecini başlatıyor. Yo-yo döngüsü ise kalp-damar hastalıkları, damar fonksiyon bozuklukları, diyabet, kemik kırıkları ve bazı kanserler de dahil olmak üzere pek çok olumsuz sağlık sonucuyla bağlantılı.
Obezite neden artıyor? Tek cevap yok
Uzmanlara göre obezitenin 1980’lerden bu yana küresel olarak artmasının arkasında pek çok faktör bulunuyor:
• porsiyonların büyümesi
• hareketsizlik
• aşırı şeker tüketimi
• ultra işlenmiş gıdalar
• çevresel kimyasallar (PFAS gibi “sonsuz kimyasallar”)
• bazı viral enfeksiyonlar (ör. adenovirüs 36)
Arizona Eyalet Üniversitesi’nden Prof. Glenn Gaesser, “Obezite yalnızca ‘aldığın kalori-verdiğin kalori’ meselesi değil” diyerek tabloyu daha karmaşık bir çerçeveye yerleştiriyor.
Asıl hedef ne olmalı? Fitness ve hareket
Uzmanların üzerinde birleştiği nokta net: Sağlığı iyileştirmenin en etkili yolu hareket etmek.
Kapsamlı araştırmalar, yürüyüş, bisiklet, dans, bahçe işleri ve kas güçlendiren aktivitelerin;
• kalp sağlığını iyileştirdiğini
• stres ve depresyon riskini azalttığını
• insülin direncini düşürdüğünü
• genel yaşam süresini uzattığını
gösteriyor.
Prof. Erlanger'ın ifadesiyle: “Sağlığınızı geliştirmek istiyorsanız diyet yapmayın. Dışarı çıkıp yürüyün.”
Gaesser da aynı noktaya dikkat çekiyor: “Vücudunuzdaki her hücre egzersizden olumlu etkilenir. Tartıdaki sayı ‘ideal’ olmasa bile fit ve sağlıklı olabilirsiniz.”
Kaynak: Haber Merkezi













