(ANKARA) – CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği aylık savunma bilgilendirme toplantısında hem güvenlik gündemine hem de Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin yaşadığı ekonomik sıkıntılara dair kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Bağcıoğlu, “şanlı Türk bayrağının rüzgârla değil, onu korurken şehit olan her Mehmetçiğin son nefesiyle dalgalandığını” söyleyerek hudut hattında yaşanan provokasyonlara dikkat çekti. Bayrağı yakmaya dönük girişimlere varan eylemlerin cüretkâr bir çizgiye taşındığını belirten Bağcıoğlu, faillerle ilgili işlemlerin yapılmasının yanı sıra benzer olayların tekrarını önleyecek caydırıcı tedbirlerin zorunlu olduğunu vurguladı.
Kardak vurgusu, Ege’de görünürlük eleştirisi
İçinde bulunulan haftanın geçmişte “trajik ve önemli olayların yaşandığı” bir döneme denk geldiğini söyleyen Bağcıoğlu, 1996’daki Kardak Krizi’ni örnek gösterdi. Türkiye’nin o süreçte diplomasiyi askerî güçle eşgüdüm içinde kullanmasının milli hak ve menfaatlerin korunmasında belirleyici olduğunu ifade etti. Kardak’ta tek kurşun atılmadan icra edilen faaliyetin, askerî gücün aynı zamanda etkili bir diplomasi unsuru olduğunu gösterdiğini dile getirdi.
Bağcıoğlu, bugün Ege’de milli hak ve menfaatleri önceleyen, caydırıcılığı esas alan ve diplomasi öncelikli aktif bir duruşun stratejik zorunluluk olduğunu belirtirken; son dönemde gerek gayri askerî statüdeki adalar gerekse egemenliği anlaşmalarla devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar konusunda Türkiye’nin girişimlerini “süreklilik ve görünürlük” açısından yetersiz bulduğunu söyledi.
Kuvvet koruma: Tavizsiz ve kesintisiz uygulanmalı
Günümüz güvenlik ortamında barış, gerginlik ve savaş halleri arasındaki sınırların fiilen ortadan kalktığını ifade eden Bağcıoğlu, devlet dışı aktörlerin ve vekâlet unsurlarının hem askerî birlikleri hem de sivil altyapıyı hedef alabildiğini söyledi. Suikast ve sabotaj riskine işaret eden Bağcıoğlu, hudut emniyeti için yasal düzenlemeler dahil tüm tedbirlerin milli güvenlik açısından hayati olduğunu dile getirdi.
İnsansız sistemlerin maliyetlerinin düşmesinin, bu teknolojilere erişimi kolaylaştırdığını belirten Bağcıoğlu, Karadeniz’de bir Rus denizaltısının insansız sualtı araçlarıyla vurulmasını örnek gösterdi. Bu çerçevede kuvvet koruma tedbirlerinin stratejik ve kritik askerî birliklerle kamu ve özel kurumlar tarafından “en üst seviyede, tavizsiz ve kesintisiz” uygulanması gerektiğini vurguladı.
Karadeniz’de yeni risk başlığı
Bağcıoğlu, Rusya-Ukrayna arasında barış görüşmeleri devam etse dahi savaşın yeni alanının Karadeniz’e kaydığını ifade etti. Tankerler ve ticari gemilere yönelik saldırıların deniz güvenliğini tehdit ettiğini belirten Bağcıoğlu, Karadeniz’de seyir yapacak Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin güvenliği için tedbir alınması ve ilgili devletler nezdinde girişimlerin gecikmeksizin yapılması çağrısında bulundu.
Ege ve Doğu Akdeniz’de müteyakkız olun uyarısı
Yunanistan’ın Ege’deki gayriaskeri statüdeki adaları artan tempoda silahlandırdığını söyleyen Bağcıoğlu, bunun Lozan ve Paris Anlaşmalarının ihlali olduğunu ifade etti. Doğu Akdeniz’de GKRY ve Yunanistan’ın İsrail ile askeri iş birliğini geliştirmesine dikkat çeken Bağcıoğlu, bazı sistemlerin İsrail’e bölgede istihbarat ve erken ihbar yeteneği kazandırdığını dile getirdi.
Türkiye’nin hak iddia ettiği ancak fiilen boş bıraktığı deniz yetki alanlarında sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerinin başlaması gerektiğini belirten Bağcıoğlu, Suriye ile deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması seçeneğinin de masada tutulması gerektiğini söyledi. “Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de olası provokasyonlara karşı müteyakkız olunması zorunludur” ifadesini kullandı.
Gemilerin satışı tartışması: Öncelik ve planlama çelişkisi
Türk Deniz Kuvvetleri’nin planlaması doğrultusunda inşa edilen ya da inşası süren gemilerin döviz elde etmek amacıyla üçüncü devletlere satılmasının kaygı verici olduğunu söyleyen Bağcıoğlu, TGC Akhisar Açık Deniz Karakol Gemisi’nin Romanya’ya satılmasının ardından iki istif sınıfı firkateynin de (İzmir ve İçel) satışının gündeme gelmesini eleştirdi.
Bu gemilerin uzun yıllara yayılan tehdit değerlendirmesi ve ihtiyaç analizleriyle planlandığını belirten Bağcıoğlu, henüz hizmete girmeden satılmalarının “tehdit değerlendirmesinin bugün itibarıyla geçersiz mi sayıldığı” sorusunu doğurduğunu söyledi. Ana muharip gemiler “acil ihtiyaç değil” denilerek elden çıkarılırken uçak gemisi gibi yüksek maliyetli kabiliyetlere kaynak aktarılmasının açık bir öncelik ve planlama çelişkisi oluşturduğunu dile getirdi.
Suriye: Toprak bütünlüğü Türkiye’nin güvenliği
Bağcıoğlu, Suriye’nin toprak bütünlüğünün Türkiye’nin güvenliği anlamına geldiğini belirterek, bölünmüş bir Suriye’nin daha fazla terör, istikrarsızlık ve göç demek olduğunu söyledi. Suriye’de eşit hak ve özgürlüklerin güçlü bir anayasa ve serbest seçimlerle güvence altına alınması gerektiğini ifade eden Bağcıoğlu, Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdide müsaade edilmemesinin “en önemli hedef” olduğunu vurguladı.
3 bin savunma projesi yeniden değerlendirme çağrısı
Bağcıoğlu, devam eden yaklaşık 3 bin savunma projesinin güncel ve acil tehditler dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi ve önceliklendirilmesi gerektiğini belirtti. Kritik ve acil projelerin gerekirse ilave kaynaklarla hızlandırılmasını savundu.
CAATSA yaptırımlarının savunma sanayisinde birçok kritik projeyi etkilediğini söyleyen Bağcıoğlu, Aralık 2020’den bu yana somut bir tedbir alınmamış olmasını yönetim zafiyeti olarak niteledi. Yaptırımların görünen yüzünün F-35 olduğunu, ancak asıl sorunun kritik alt bileşenlerin tedarik edilememesi olduğunu dile getirdi.
KAAN, ANKA-3, Kızılelma, F-16 ve Typhoon başlıkları
Hava gücü projelerinde gecikmenin kritik eşiklere yol açabileceğini belirten Bağcıoğlu, KAAN MMU projesinde gecikme yaşanmaması için tedbir alınması gerektiğini söyledi. ANKA-3 ve Kızılelma süreçlerinin hızlandırılmasını, F-16 Özgür-2 modernizasyonunun kararlılıkla sürdürülmesini ve Typhoon tedarik sürecinin planlama dahilinde devam etmesini savundu. Ayrıca CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için diplomatik ve siyasi girişim yapılması gerektiğini ifade etti.
Askerî personel: Yoksulluk, barınma krizi, istihdam boşluğu
Bağcıoğlu, toplantının en çarpıcı başlıklarından birinde muvazzaf ve emekli askerî personelin ekonomik tablosunu anlattı. “Bugün muvazzaf ve emekli askerî personelin önemli bir bölümü yoksulluk, hatta açlık sınırının altında maaşlarla yaşam mücadelesi vermektedir” diyen Bağcıoğlu, özellikle emekli astsubaylar, emekli binbaşılar, uzman erbaşlar ve devlet memurlarını işaret etti.
Muvazzaf personelin barınma sorununun giderek ağırlaştığını belirten Bağcıoğlu, bazı bölgelerde personelin maaşının yarısından fazlasını kiraya vermek zorunda kaldığını söyledi. TSK’dan ayrılan uzman erbaşlar ve sözleşmeli erler için sürdürülebilir bir istihdam mekanizması bulunmadığını, özlük ve sosyal haklardaki adaletsizliklerin nitelikli personelin teminini ve elde tutulmasını riske attığını dile getirdi. Bu tablonun silah arkadaşlığı ruhunu zedelediğini ve doğrudan milli güvenlik boyutu olan yapısal bir soruna dönüştüğünü savundu.
Şehit aileleri ve gaziler için 18 teklif, askeri sağlık sistemi çıkışı
Bağcıoğlu, şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümü için hazırladıkları 18 kanun teklifinin hâlâ TBMM gündemine alınmadığını, Milli Savunma Komisyonu’nda bekletildiğini söyledi. Gazilerin sağlık hizmetlerinde özellikle ortez-protez süreçlerinde bürokratik engellerle karşılaştığını belirten Bağcıoğlu, bu alandaki uygulamaları eleştirdi.
Askeri sağlık sisteminin yeniden tesisi konusunda da sert ifadeler kullanan Bağcıoğlu, bu başlığın basit bir hastane tartışması değil, doğrudan milli güvenlik meselesi olduğunu vurguladı. Sistemin yeniden kurulmasının birliklerden tam teşekküllü askeri hastanelere ve Askeri Tıp Akademisi benzeri bir yapıya uzanan zincir olarak ele alınması gerektiğini belirtti. “Beş saniyelik bir imzayla yerle yeksan edilen askeri sağlık sisteminin, bugün karar verilse dahi eski kabiliyetine ulaşması en az 8-10 yıl sürecek” dedi.
Mürşitpınar çağrısı: İnsani yardım vurgusu
Toplantı sonrası soruları da yanıtlayan Bağcıoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Suriye’de insani yardımların ulaştırılması için Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması çağrısını değerlendirdi. Bağcıoğlu, bu yaklaşımın teröristleri ayrı tutarak sivil halkın yaşadığı insanlık dramına çözüm üretme amacı taşıdığını, yardımların bir an önce ulaşması gerektiğini ifade etti.
Kaynak: Haber Merkezi










