Reklam
(TBMM) - Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında akademisyenler dinleniyor. Dicle Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun, "Çözüm süreci için ne büyük risk, Suriye’deki gelişmelerdir. Suriye’ye ve Suriye’deki aktörlere eski nazarlarla bakamayız. Türkiye, kendi sınırları içindeki Kürtlerden emin olmalı ve sınırları dışındaki Kürtlerin kazanımlarından da kuşku, kaygı ya da tedirginlik duymamalı. Türkiye, geçmişte Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kuruluşu esnasında yaptığı yanlışlara Suriye’de düşmemelidir. Irak Kürtleri gibi Suriye Kürtleri de Türkiye için bir tehdit değil, fırsattır. Türkiye, Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’yle olduğu gibi Suriye Demokratik Güçleri’yle de ortaklaşabilir. Çünkü Suriye Kürtleri, Irak Kürtleri’ne nazaran sosyolojik olarak Türkiye’ye daha yakınlar" diye konuştu. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında toplandı. Toplantıda, “çatışma-çözümü alanında” çalışmaları bulunan akademisyenler, görüşlerini komisyona sundu.Komisyon çalışmalarının sürece olan katkısına değinen Dicle Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun, komisyondan beklentinin bir anayasa olmaması gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi:"Kürt meselesi kadim bir mesele. Cumhuriyet ile yaşıt ama bugüne kadar bir çözüme kavuşturulmuş değil. Hem içte hem de dışta çok ciddi tahribatlara sebebiyet veriyor. Sosyal hayatta birlikte yaşamayı sağlayan bağları zayıflatıyor. Ekonomide aslında memleketin eğitimine, sağılığına, altyapısına harcanması gereken ve trilyon dolarları bulduğu belirtilen kaynakları kurutuyor. Siyasette kutuplaşmayı keskinleştiriyor ve makul çözümlerin bulunmasını güçleştiriyor. Hukukta temel hak ve hürriyetlerin çıtasını hep aşağı çekiyor ve yoğun bir hukuksuzluk üretiyor. Dış politikada ise Türkiye’nin yumuşak karnını oluşturuyor. Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya veya güçlü bir aktör olmasını engellemeye niyetlenenler bu mesele üzerinden Türkiye’nin hareket sahasını daraltmaya çalışıyorlar. Kürt meselesi, Türkiye’de rejimin karakterini belirleyen bir yerdedir. Bu nedenle bu konu gündelik siyasi çekişmelere kurban edilmemelidir. Toplumun bugününü ve geleceğini biçimlendirme potansiyelini taşıdığından daha geniş bir perspektifle daha tarihsel bir bakışla ele alınmalıdır.Kürt meselesi benzeri etnopolitik sorunla dünyada sadece Türkiye meşgul değil. Etnopolitik meselelerle yüzleşmek ve bu tür meseleleri siyasi müzakerelerin meşru ya da gayrimeşru bir parçası saymak bu çağda bir istisna değil, bir yol; bir kaza değil, bir kural. Etnopolitik meselelerin mevcudiyeti evrensel bir nitelik taşır. Nerede olursa olsun eğer bir çok kesim mağdur olduğunu hissederse bir direnç gösterir. Direnç bazen demokratik sahada cereyan eder ama bazen de şiddete bulanır ve kanlı bir çatışmaya zemin hazırlar. Bir çatışma başladıktan sonra birtakım talepler gündeme gelir ve çatışmanın bitmesi bunların karşılanmasına bağlanır. Çatışmaların çözümü için öne sürülen talepler ise çoğunlukla birbirine benzer. Kürt meselesinde de silahsızlanmayı bir tarafa bıraktığımızda talepler şöyle: Anadilin öncelikli eğitimde olmak üzere özgürce kullanımı, kapsayıcı ve eşitlikçi bir anayasa anlayışının geliştirilmesi ve daha güçlü bir yerel yönetim sisteminin kurulması. Çözüm, uzun vadede bu talepleri karşılayacak yasal ve anayasal değişiklikler hakkında asgari bir mutabakatın oluşmasıyla bulunacaktır."İç politikadaki çekişmelerin sürece olumsuz etki etmemesi için çaba göstermeli"Dünya tecrübelerinden gerekli dersleri çıkartmakla birlikte kendi tecrübelerimizin de kıymetini bilmemizdir. Türkiye, PKK’ya ilk defa silah bıraktırmayı denemiyor. 1993’te Turgut Özal’ın ilk girişiminden bu yana devlet birçok kez görüşmeler yoluyla örgütü silahsızlandırmayı denedi. Her ne kadar bu girişimlerden beklenen netice elde edilmemişse de ciddi bir birikim oluştu ve bu birikimimizden istifade etmeliyiz. 2013-2015 arasındaki çözüm sürecini tehdit eden 6 risk alanı tespit etmiştim: Süreci yürütenlerin sürece farklı anlamlar yüklemeleri, ülkede iç politikadan kaynaklanan gerilimlerin çözüm sürecine etkisi, taraflar arasında kullanılan dilden ve koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan problemlerin varlığı, kamu düzeninin ihlal edilmesi, Suriye’de değişen koşullara cevap verilecek politikaların üretilmemesi ve zamanın kötü kullanılması. Bu süreçte geçmişin bu hatalarını tekrarlamamalı ve aynı çukurlara düşmemeliyiz. Sürecin nihai hedeflerini doğru belirlemeli, iç politikadaki çekişmelerin sürece olumsuz etki etmemesi için çaba göstermeli, dilin kullanılma ve koordinasyonuna azami dikkat edilmeli, kamu düzeninden asla taviz vermemeli, Suriye’de şartlara uygun yeni bir politika belirlenmeli, zamanı kullanma noktasında hassas olmalıyız.Türkiye’nin bugün izlediği yol, geçmişte izlediği yollardan son derece farklı. Çünkü bu süreçlerde son adım olarak düşünülen silahsızlanma, burada ilk adım olarak gündeme geldi. Eğer bu başarılırsa artık çözüm süreci literatürüne ‘Türkiye Modeli’ diye bir model armağan edilmiş olur."Irak Kürtleri gibi Suriye Kürtleri de Türkiye için bir tehdit değil, fırsattır"Çözüm süreci için ne büyük risk, Suriye’deki gelişmelerdir. Suriye’ye ve Suriye’deki aktörlere eski nazarlarla bakamayız. Türkiye, kendi sınırları içindeki Kürtlerden emin olmalı ve sınırları dışındaki Kürtlerin kazanımlarından da kuşku, kaygı ya da tedirginlik duymamalı. Türkiye, geçmişte Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kuruluşu esnasında yaptığı yanlışlara Suriye’de düşmemelidir. Irak Kürtleri gibi Suriye Kürtleri de Türkiye için bir tehdit değil, fırsattır. Türkiye, Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’yle olduğu gibi Suriye Demokratik Güçleri’yle de ortaklaşabilir. Çünkü Suriye Kürtleri, Irak Kürtleri’ne nazaran sosyolojik olarak Türkiye’ye daha yakınlar.Eğer bir çözüm inşa edeceksek bu çözüm bizim çözümümüz olacaktır. Çözüm yolunda psikolojiyi yönetmek hayatidir. İnsanları psikolojik olarak çözüme ve barışa hazırlamak için ise incelikli olarak yapılması gereken birçok iş vardır. Güven artırıcı önlemlerle taraflarda güven duygusu güçlendirilmeli. Çözümün bir tarafa kazandırdığı ve bir tarafa kaybettirdiği hissiyatını önlemek; çözümün herkese yararının dokunacağı görüşünün yerleşmesini sağlamak. Dile ihtimam göstermek; çözümü öne çıkaran toplumsal kesimlerin hassasiyetlerini dikkate alan yapıcı ve çözücü bir dil kullanılmalı. Siyasi aktörler eleştiriler ve saldırılar karşısında durmalı. Süreç sadece iki tarafa dayanarak yürütülmemeli, çok sayıda aktörün sürecin içine katılması gerekir. Bu süreç başarılı olsa bile bunun bizim bütün sorunlarımızı çözmeyeceği bilinmelidir. Ağır siyasal yükleri ve bütün toplumsal defektleri bir sürecin sırtına yüklemekten imtina etmeliyiz. Bir çözüme varılsa da aramızdaki fikir tartışmaları, ideolojik ayrışmalar sürecektir ancak bu farklılıklar arasındaki mücadele silahla değil, siyaset ve oy sandığıyla yürütülecektir."Kayyum atanan belediyelerin seçilmiş başkanları görevlerine iade edilmeli"Komisyonun üstüne düşeni layıkıyla yerine getirebilmesi komisyonun görev alanının dikkatlice belirlenmesine bağlıdır. Ülkemizin bütün yapısal sorunlarını çözmek, halkımızın demokratik taleplerinin tamamını karşılamak ya da yeni bir anayasa yapmak gibi devasa işleri komisyona havale etmek ne hakkaniyetli ne işlevsel olacaktır. Komisyonun asli görevi, geçmişe dair hafızayı ve demokratik talepleri kayda geçirmekle beraber, sürecin ruhuna uygun ve silahları bütünüyle tasfiye edecek bir kanun önerisini hazırlamak ve bunu Meclis’in önüne koymaktır. Komisyon ya mevcut mevzuat içinde birtakım değişikler yaparak bunu gerçekleştirebilir ya da tamamıyla silahsızlanma sürecine özgün bir kanun önerisi hazırlayabilir. Bu süreç için özel bir kanun önerisi geliştirmek daha doğru bir tercih olacaktır.Kanun, örgüt mensuplarının silah bırakmalarını mümkün kılan, toplumsal hayata dönmelerini teşvik eden, barışçıl bir yaşam sürmelerini sağlayan, kamu düzenini güçlendiren, toplumun adalet duygularına hassasiyetle yaklaşan ve mağdurların haklarını gözeten bir anlayışla kaleme alınmalı. Şeffaf ve denetlenebilir mekanizmalar kurulmalıdır. Kanun, silah bırakan örgüt mensuplarının sadece hukuki pozisyonlarını tayin etmekle yetinmemeli, aynı zamanda onların eve dönmelerini ve toplumsal hayata katılmalarını sağlayan hükümleri de içermelidir. Kanun, silahtan arındırılmayı, eve dönüşü ve toplumsal bütünleşmeyi hedefleyen bütüncül bir perspektife dayanmalı. Kanunun amacı sınırlı ve ölçülebilir olmalıdır. Ucu açık ve belirsiz tanımların hukuki sorunlara yol açtığı göz önünde tutularak mümkün mertebe net tanımlar kullanılmalı. Kanunun hangi grupları kapsadığı açık bir biçimde belirtilmelidir. Kapsaması gereken 4 gruptan söz edilebilir. Haklarında herhangi bir kovuşturma ve soruşturma bulunmayan PKK mensupları, PKK ile bağlantılı davalardan hüküm giyenler, PKK ile bağlantılı davalardan hala yargılanmakta olanlar, PKK ile bağlantılı davalardan ötürü vatandaşlığını kaybedenler ve ülkeye girmesi yasak olanlar. Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte PKK ile ilgili kovuşturma ve soruşturmalar durdurulmalı, verilmiş ve kesinleşmiş cezaların infazına başlanmamalı, başlanmış olanların da infazı durdurulmalı. Bu tür süreçlerde genel ve koşulsuz affa başvurulduğunda toplumsal rıza üretiminin zor olacağı düşünülürse örgüt mensupları hakkında kademeli yükseltme yapılır. Kanun, 6551 Sayılı Terörün Sona Erdirilmesiyle Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun ikinci maddesinde olduğu gibi Cumhurbaşkanı’na siyasi, hukuki, sosyoekonomik, psikolojik, kültür, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve bunlarla bağlantılı konularda gerekli tedbirleri almak üzere genel yetki verilmelidir. Kanun, silah bırakanların yeniden şiddete yönelmemesi için izleme ve destek mekanizmaları kurmalıdır. Topluma uyum süreci için bu mekanizmalar; eğitim, sağlık, mesleki beceri kazandırma ve istihdam programlarını, psikososyal destek sağlanmasını, barınma ve geçici gelir desteğini ihtiva etmektir. Kanun, kadın, çocuk ve hasta örgüt mensupları için özel düzenlemeler getirmelidir. Kanun, süresiz değil, belirli bir dönem için uygulanmalıdır. Kanunun uygulanmasını izlemek ve denetlemek üzere bağımsız bir komisyon kurulabilir.İktidar, AİHM ve AYM kararlarının gereğini yerine getirmeli, kayyum uygulamasına son vermeli ve kayyum atanan belediyelerin seçilmiş başkanları görevlerine iade edilmeli, hasta hükümlü ve tutuklular tahliye edilmeli, belediye başkanları ile ilgili olan kovuşturma ve soruşturmalar en kısa sürede bitirilmeli, umut hakkına dair bir düzenleme yapmalı.”
Reklam










