Obezitenin sadece “daha az yemek ve daha çok hareket etmekle” çözülebileceği düşüncesi, toplumda ve hatta bazı sağlık çevrelerinde hâlâ güçlü biçimde varlığını sürdürüyor. Ancak son yıllarda yayımlanan bilimsel araştırmalar, kilo alımının ve kilo vermenin çok daha karmaşık biyolojik ve çevresel süreçlerle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Yirmi yıldır obez ve aşırı kilolu hastalarla çalışan diyetisyen Bini Suresh, motivasyonu yüksek, bilgili ve düzenli çaba gösteren birçok hastasının buna rağmen kilo mücadelesi verdiğini belirtiyor. Uzmanlara göre bu tablo, obezitenin yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını gösteriyor.
Genetik ve biyoloji belirleyici rol oynuyor
Endokrinoloji uzmanları, kilo alımında genetik faktörlerin önemli bir payı olduğunu vurguluyor. Bazı genler, açlık ve tokluk hissini düzenleyen beyin yollarını etkileyerek kişilerin daha çabuk acıkmasına ya da geç doymasına neden olabiliyor. MC4R geni gibi bazı genetik varyantların, dünya nüfusunun önemli bir bölümünde bulunduğu ve aşırı yeme eğilimini artırdığı ifade ediliyor.
Bilim insanları, metabolizma hızını etkileyen genlerin de kilo üzerinde belirleyici olduğunu belirtiyor. Aynı miktarda yemek yiyen iki kişiden birinin daha fazla kilo alabilmesinin ya da aynı egzersize rağmen daha az kalori yakabilmesinin nedeni bu biyolojik farklılıklar olabiliyor.
Vücudun “ayar noktası” teorisi
Uzmanlar, vücudun kendine özgü bir “doğru kilo aralığı” olduğunu savunan ayar noktası teorisine de dikkat çekiyor. Bu teoriye göre vücut, belirli bir kiloyu korumaya programlanmış durumda. Kilo bu aralığın altına indiğinde açlık artıyor, metabolizma yavaşlıyor ve kilo kaybı giderek zorlaşıyor.
Bu mekanizma, katı diyetlerin neden sıklıkla başarısız olduğunu da açıklıyor. Uzmanlara göre vücut, hızlı kilo kaybını bir tehdit olarak algılayarak güçlü açlık sinyalleri üretiyor ve bu sinyallerin irade gücüyle bastırılması son derece zor hale geliyor.
Obezojenik çevre etkisi
Bilim insanları, obezite artışının yalnızca bireysel faktörlerle değil, çevresel koşullarla da yakından ilişkili olduğunu vurguluyor. Ucuz ve yüksek kalorili gıdaların yaygınlığı, aşırı işlenmiş ürünlerin erişilebilirliği, agresif reklamlar, büyüyen porsiyonlar ve hareketsiz yaşam biçimi bu durumu besliyor.
Bu tablo, halk sağlığı literatüründe “obezojenik çevre” olarak tanımlanıyor. Uzmanlara göre bu ortamda, yüksek motivasyona sahip bireyler dahi sağlıklı kiloyu korumakta zorlanıyor.
İrade tamamen devre dışı mı?
Uzmanlar, iradenin tamamen önemsiz olmadığını ancak tek başına belirleyici faktör olarak görülmesinin hatalı olduğunu belirtiyor. Uzun süreli kilo kaybını başaran kişilerin deneyimleri, iradenin rol oynadığını ancak biyoloji ve çevreyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Psikologlar, iradenin sabit bir özellik olmadığını; stres, yorgunluk ve ruh halinden etkilendiğini ifade ediyor. Gıda söz konusu olduğunda ise iradenin sınırlarının daha çabuk zorlandığına dikkat çekiliyor.
Uzmanlardan ortak çağrı
Beslenme ve sağlık uzmanları, obeziteyle mücadelede ahlaki yargılar yerine bilimsel temelli, şefkatli ve uzun vadeli destek sistemlerine ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin anlaşılması, kişiye özel ve sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesi açısından kritik görülüyor.
Kaynak: Haber Merkezi













