Türkiye’nin tarlalarında alın teriyle üretilen ürün, pazara çıktığında üreticinin cebine kazanç olarak dönmüyor. Çünkü ithalat kıskacı, çiftçinin emeğini değersizleştiriyor. Raflarda tüketiciye pahalıya mal olan ürün, çiftçinin elinde yok pahasına gidiyor. Bu çelişkinin temelinde yanlış politikalar, maliyet baskısı ve kısa vadeli ithalat hamleleri yatıyor.
2025’in ilk yedi ayında tarım, gıda ve içecek ithalatı 13 milyar doları aştı. Bu tablo, Türkiye’nin sofralarını büyük ölçüde dışarıya bağımlı hale getirdiğini gösteriyor. Yetkililer “fiyat istikrarı” gerekçesiyle ithalata yönelirken, çiftçi ürettiğinden kazanamıyor. Çünkü ithalat, üreticinin rekabet gücünü kırıyor, ürünün değerini düşürüyor.
Maliyetler yükseliyor, gelir yerinde sayıyor
Üretici için en büyük yük, artan girdi maliyetleri. Gübre, mazot, yem ve ilaç fiyatları hızla yükselirken, ürün fiyatları aynı hızda artmıyor. Hayvancılıkta tablo daha da çarpıcı: yem fiyatları çift haneli oranlarda artarken, çiğ süt fiyatı yerinde sayıyor. Sonuç, zarar eden üretici ve kapanan ahırlar oluyor.
Küresel piyasalardaki dalgalanmalara bağlı olarak yapılan ithalat, çiftçiye fayda sağlamıyor. Tam tersine, üretim maliyeti yüksek olan yerli çiftçi, ithal ürün karşısında fiyat baskısı altında eziliyor. İthalatçı kazanırken, köylü tarlasını terk ediyor.
Kısa vadeli çözümler, uzun vadeli sorunlar
Türkiye’de tarım politikası çoğunlukla kısa vadeli fiyat krizlerini çözmeye odaklanıyor. Fiyat yükselince ithalat kapısı açılıyor, ancak bu model kalıcı çözüm üretmiyor. Sürekli ithalatla ayakta durmaya çalışan bir tarım sektörü, üreticiyi sahadan çekilmeye zorluyor. Bu da gelecekte hem gıda güvenliğini, hem de tüketicinin cebini tehdit ediyor.
Çıkış yolu: üretime dayalı politika
Eğer gerçekten “gıda güvenliği”ni korumak istiyorsak, ithalatı geçici, üretimi kalıcı kılacak adımlar atmak zorundayız. Çiftçiye doğrudan ve hedefli destekler sağlanmalı, yem ve gübre gibi stratejik girdilerde yerli üretim artırılmalı. İthalat ise sadece kriz anlarında kullanılmalı, piyasayı kalıcı olarak şekillendiren bir araç olmaktan çıkarılmalı.
Bugün ithalatla geçici bir nefes alan piyasalar, yarın üreticisi kalmadığında çok daha ağır bir bedel ödeyecek. Çiftçi üretmezse, tüketici daha pahalıya yemek zorunda kalacak. Bu yüzden mesele sadece çiftçinin sorunu değil; soframıza gelen ekmeğin, etin, sütün, sebzenin geleceği meselesidir.
Çiftçiyi görmezden gelen, ithalatı kalıcı çözüm sanan politikalar ülkeyi tarımsız bırakır. Oysa bu toprakların en büyük güvencesi, kendi çiftçisidir. Onun emeğini korumak, Türkiye’nin geleceğini korumaktır.
























