Türkiye'de siyaset yapma biçimi, son dönemde seçim sandığından yargı salonlarına ve kolluk kuvveti operasyonlarına kaydırıldı; muhalefetin meşruiyeti ise bir siyasi mühendislik masasında yeniden tanımlanmaya çalışılıyor. Muhalif belediye başkanlarına yönelik tutuklamalar, gözaltılar ve sosyal medya kısıtlamaları, iktidarın artık sadece politikalarını değil, aynı zamanda muhalefetin var olma hakkını da kriminalize etme gayretinin en açık işaretidir.
Gündemimize bomba gibi düşen AKP, MHP ve DEM Parti eksenindeki yeni 'normalleşme' veya 'ittifak' tartışmaları, ideolojik bir yakınlaşmanın sonucu değil, CHP’yi siyaset sahnesinde izole etme ve halk nezdinde meşruiyetini aşındırma stratejisinin bir parçasıdır. Bu, DEM Parti’nin Kürt seçmen iradesini temsil etme mücadelesini değil, siyasetin mühendisliğini merkeze alan pragmatik bir manevradır. İktidar, kendi ekonomik ve sosyal politikalarının başarısızlığını örterken, hedef tahtasına gençlerin ve kadınların umut bağladığı yerel yönetimleri koymaktadır. Bu ittifak senaryolarının temel amacı, hukuku bir sopa gibi kullanarak siyaset alanını daraltmaktır.
Seçilmiş yerel liderlere yönelik hukuksuz yargı süreçleri ve uzun süreli tutuklamalar, sadece birkaç kişiye yönelik adli vakalar değildir; bunlar, gençlerin ve kadınların sandıkta tecelli eden iradesine yönelik açık bir saldırıdır. Seçmen, Büyükşehirleri mevcut politikaların alternatifi olarak gördü, ancak iktidar bu iradeyi tanımayı reddederek, hukuki kılıflarla gasp etmeye çalışmaktadır. Yargı kararlarıyla oluşan bu hukuk duvarı, kadınların ve gençlerin demokratik hak arayışlarını dondurmak, onları sessizliğe ve umutsuzluğa itmek niyetindedir.
Peki, muhalefet bu kuşatmaya karşı nasıl bir yol çizmelidir? Sandık güvenliği ve siyasi rekabet elbette önemlidir, ancak temel öncelik hukuksuzluğa karşı meşruiyet cephesini tahkim etmek olmalıdır. CHP’nin ve tüm muhalif partilerin, sadece Meclis kürsülerinde değil, üniversitelerde, kadın derneklerinde, emek örgütlerinde ve sokaktaki sivil direnişte yer alması şarttır.
Muhalefet, yeni ittifak senaryolarının yarattığı gürültüye odaklanmak yerine, gündemi yeniden adalet, geçim ve temel haklar eksenine taşımalıdır. Hukukun üstünlüğünü ve seçme hakkını savunmanın, siyasetin en temel zemini olduğunu unutmamalıdır. Muhalefetin tek ve kalıcı ittifakı; kadınların, gençlerin ve yoksul emekçilerin ortaklaşa inşa edeceği güçlü bir sivil demokrasi hareketidir. Türkiye’nin geleceği, siyasi mühendislerin değil, demokratik değerleri cesurca savunan yurttaşların elindedir.
























