Türkiye 2026’ya girerken iktidar yine rakamlarla konuşuyor, hayatlarla yüzleşmiyor. Asgari ücret 28.075 TL. Aynı dönemde dört kişilik bir ailenin sadece aylık gıda harcaması, yani açlık sınırı 30.143 TL. Daha ilk cümlede gerçek ortaya çıkıyor: Bu ücretle yaşamak değil, ancak aç kalmamak umuluyor. O da kâğıt üzerinde.
Bu tablo bir hesap hatası değil. Bu, bilinçli bir tercih. Bu, emeği korumak yerine yoksulluğu yönetmeyi seçen bir siyasal anlayışın sonucu.
Bugün “asgari ücret” denilen şey, geçim standardı olmaktan çıkmış durumda. Kira yok sayılıyor, faturalar yok sayılıyor, ulaşım yok sayılıyor. Eğitim, sağlık, sosyal hayat zaten tamamen sistemin dışına itilmiş. İktidar, insan hayatını parçalara bölüp sadece nefes almayı bile garanti edemeyen bir rakamı başarı gibi sunuyor. Oysa ortada başarı değil, açık bir itiraf var.
28.075 TL ile 30.143 TL arasındaki fark, sadece iki bin liralık bir açık değildir. Bu fark, iktidarın emeğe biçtiği değerdir. Bu fark, Saray ile mutfak arasındaki uçurumdur. Bu fark, “sen idare et, biz yönetiriz” siyasetinin özetidir.
Yıllardır aynı senaryo sahnede. Enflasyon rakamlarla düşürülüyor, hayat pahalılığı ise her gün biraz daha büyüyor. TÜİK verileriyle pazardaki etiketler arasında artık bağ kalmadı. Ama ücret belirlenirken esas alınan tek şey, halkın gerçekliği değil, iktidarın makyajlanmış tabloları.
Bu düzenin en ağır yükünü gençler taşıyor. Diplomalı gençler asgari ücrete mahkûm ediliyor, çoğu zaman onu bile bulamıyor. Ev kurmak bir yana, ailesinden bağımsız yaşamak hayal. Gençliğin enerjisi, umudu ve zamanı bu düzenin çarkları arasında öğütülüyor. Sonra da gençlerin neden yurt dışına gitmek istediği soruluyor.
İktidarın herkese önerdiği tek çözüm sabır. Ama bu sabır, her zaman tek taraflı. Sabır işçiden, sabır öğrenciden, sabır yoksuldan bekleniyor. İtibardan tasarruf edilmiyor, kamudaki israf bitmiyor, şatafat sorgulanmıyor. Tasarruf, hep sofradan yapılıyor.
Ortada bir ekonomik krizden çok daha fazlası var. Bu, açık bir yönetim krizidir. Kaynak yokluğu değil, adalet yokluğu yaşanıyor. Asgari ücret açlık sınırının altındaysa, bu yanlış hesap değil, sınıfsal bir tercihtir. Kimlerin korunup kimlerin gözden çıkarıldığı son derece açıktır.
28.075 TL’lik asgari ücret, milyonlara “fazlasını hak etmiyorsun” demektir. Açlık sınırının altındaki bir ücret, iktidarın emekçiye attığı imzadır. Bu imza, yoksulluğu kalıcı hale getirme iradesinin belgesidir.
Bu ülkenin emekçileri ve gençleri daha iyisini hak ediyor. Aç kalmadan yaşamak bir lütuf değil, haktır. Ama bu hak, bu anlayışla teslim edilmez. Asgari ücret açlık sınırının altındaysa, sorun rakamda değil, bu düzenin ta kendisindedir.
























