TÜİK’in açıkladığı son enflasyon oranı, manşetlerde göze hoş gelen tek haneli bir tablo çiziyor olabilir. Ancak pazara, markete ya da kira kontratına bakan herkes başka bir gerçekle karşılaşıyor. Resmi veriler, hükümetin ekonomi politikalarına “başarı” etiketi yapıştırmak için yeterli olabilir; fakat vatandaşın cüzdanındaki delik, bu tablonun arkasındaki gerçeği yüksek sesle haykırıyor.
TÜİK verileri neden gerçeği tam olarak yansıtmıyor
TÜİK’in kullandığı enflasyon sepeti, ortalama bir vatandaşın harcama alışkanlıklarından gitgide uzaklaşmış durumda. Sepetteki ağırlıkların değiştirilmesi, pahalı ürünlerin yerine daha ucuz muadillerin eklenmesi veya kira artışlarının ölçülme yöntemindeki farklılıklar, oranları aşağıya çekiyor.
Resmi oran ile mutfak enflasyonu arasındaki uçurum
Sadece son bir yılda kırmızı et fiyatları %90’ı, kiralar %120’yi, temel gıda ürünleri ise %70’i aşan artışlar gösterdi. Buna karşın TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon %45 seviyelerinde. Yani devletin istatistiği ile vatandaşın hissettiği enflasyon arasında neredeyse iki katlık bir fark oluşmuş durumda.
Hissedilen enflasyonun siyasete ve piyasaya etkisi
Halkın cebindeki gerçek enflasyon, sadece bir ekonomik sorun değil; aynı zamanda toplumsal güven krizinin de kaynağı. İnsanlar, resmi verilere olan inancını kaybettikçe fiyatlama davranışları bozuluyor, piyasalar daha da istikrarsız hale geliyor.
Güven kaybının yarattığı zincirleme etki
Güven kaybı, üreticiden tüketiciye, yatırımcıdan tasarruf sahibine kadar herkesi etkiliyor. İnsanlar geleceğe güvenmediği için parasını ya dövize ya da altına yönlendiriyor, bu da kısır bir döviz talebi döngüsü yaratıyor. Sonuçta, enflasyon sadece bir rakam olmaktan çıkıyor; ekonominin tüm damarlarına yayılan bir huzursuzluk haline geliyor.
Gerçekleri saklamak ekonomik yaraları derinleştiriyor
TÜİK’in açıkladığı rakamlar ne kadar süslü görünürse görünsün, mutfaktaki yangını gizlemeye yetmiyor. Ekonomi, istatistik oyunlarıyla düzelmez; güveni kaybeden bir toplumda rakamların hiçbir anlamı kalmaz. Halkın hissettiği enflasyonu görmezden gelmek, sadece mevcut sorunları büyütür ve yarınların krizini bugünden hazırlar. Gerçeklerle yüzleşmek, hem ekonomik toparlanma hem de toplumsal huzur için atılacak ilk ve en önemli adımdır.
























