Türkiye siyasetinde son yıllarda yaşanan gerilim, artık sadece meclis sıralarında veya televizyon tartışmalarında kalmıyor; sokaklara, evlere, hatta aile sofralarına kadar sızıyor. İktidar ve muhalefet arasındaki bu bitmeyen kavga, toplumsal dokuyu sessiz ama derin bir şekilde yaralıyor.
Gerilimin gündelik hayata sızması artık kaçınılmaz oldu
Siyasetin dili her zamankinden daha sert, daha kutuplaştırıcı. İktidar, eleştiriyi “düşmanlık” sayıyor; muhalefet ise iktidarın her hamlesini “ihanet” gibi görmeye yatkın. Bu sertleşen ton, mahallelerde komşuluk ilişkilerini, iş yerinde diyalogları ve aile içindeki sohbetleri bile zehirliyor.
Sokaktaki yurttaş artık politik tartışmalardan kaçıyor çünkü kimse kırıcı tartışmalarla ilişkilerini riske atmak istemiyor. Ancak bu kaçış, gerilimin görünmez bir şekilde birikmesine neden oluyor. Toplum, konuşamadığı sorunların yükünü içten içe büyütüyor.
Siyaset sahnesindeki hesaplaşma halkı yıpratıyor
İktidarın her eleştiriyi “beka meselesi”ne çevirmesi ve muhalefetin her konuyu “rejim krizi” gibi sunması, orta yolu tamamen ortadan kaldırıyor. Bu gergin atmosferde, yurttaşın gerçek sorunları –ekonomik zorluklar, işsizlik, eğitim ve adalet eksiklikleri– arka plana itiliyor. Siyasi çekişme, toplumun omzuna binen yükü daha da ağırlaştırıyor.
Üstelik medyanın büyük bir kısmının bu gerilimi besleyen bir dil kullanması, tansiyonu düşürmek yerine körüklüyor. Haber bültenleri, tartışma programları ve sosyal medya, öfkeyi diri tutan bir arenaya dönüşüyor.
Kutuplaşmanın bedelini halk ödüyor, çözüm ortak akılda
Bu tabloyu değiştirmek için önce siyasetin dilinin değişmesi gerekiyor. Demokratik tartışma kültürü, birbirini düşman görmekle değil, farklı görüşlerin bir arada konuşabilmesiyle güçlenir. İktidar da muhalefet de toplumun sinir uçlarıyla oynamayı bırakmalı ve gerçek sorunlara odaklanmalı.
Bugün iktidar ve muhalefet arasında yaşanan bu gerilimin en büyük mağduru, suskun kalabalıklar. O kalabalıkların tek istediği, kavgadan değil, çözümden beslenen bir siyaset. Eğer siyaset, halkı bölmek yerine birleştirecek cesareti göstermezse, tarih bu dönemi sadece “kavganın kazandığı, halkın kaybettiği” yıllar olarak hatırlayacak.
























