Trump ve Netanyahu’nun açıkladığı Gazze planı, sadece bir ateşkesten ibaret değil; Ortadoğu’nun yeniden inşa edilen düzeninin ilk adımı. Ankara ise bu yeni masada seyirci mi olacak, yoksa oyunun kurucularından biri mi?
Trump–Netanyahu mutabakatı: savaşın sonu mu, yeni oyunun başlangıcı mı?
Trump ve Netanyahu’nun açıkladığı plan, kâğıt üzerinde barış vaat ediyor. Gazze’de ateşkes, rehine değişimi, İsrail ordusunun kademeli çekilmesi, Hamas’ın askeri gücünün tasfiyesi, ardından uluslararası bir geçici yönetim ve yeniden imar süreci… Kulağa umut verici geliyor.
Ama detaylara bakınca, oyunun aslında yeni başladığını görüyorsunuz. Netanyahu plana “evet” dedi ama kendi şartlarını da koydu: Hamas tamamen devre dışı bırakılacak, kontrol İsrail’in güvenlik garantileriyle sağlanacak. Trump ise Hamas’a “3–4 gün içinde kabul et, yoksa ağır sonuçlarla yüzleş” diyerek açık bir ultimatom verdi. Yani plan, kâğıt üzerinde “barış” ama sahada hâlâ çok dikenli bir yol var.
Ankara’nın hamlesi: köprü mü olacak, yoksa taş mı?
Türkiye bu süreçte tamamen kenarda değil. Doha’da yürütülen arabuluculuk görüşmelerine Ankara da dahil ediliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’ın girişimini “kanı durdurma çabası” olarak olumlu karşıladı. Bu, Türkiye’nin oyunun içinde kalmak istediğinin işareti.
Fakat şu ince çizgi gözden kaçmamalı: Ankara çok aktif davranırsa ABD ve İsrail’le gerilim ihtimali artar. Pasif kalırsa, bölgesel ağırlığını kaybetme riski var. İşte bu yüzden bu süreç, tam anlamıyla bir “kader hamlesi.”
Türkiye’nin önünde iki yol var: Ya sadece insani yardımla yetinen, sembolik bir rol üstlenecek; ya da boşluklardan yararlanıp uluslararası geçici yönetim modelinde söz sahibi olmaya çalışacak. İkinci yol, riskli ama aynı zamanda Türkiye’yi Ortadoğu satrancında önemli bir oyuncu yapabilecek tek seçenek.
Planın zaafları, Ankara’nın fırsatları
Planın kendisi şimdiden eleştirilerle karşılandı. “Tek taraflı şartname” diyenler var. Hamas’ın güvence talepleri, geçici yönetimin otoritesi, uygulamanın nasıl denetleneceği hâlâ belirsiz. İşte tam da bu belirsizlik, Türkiye’ye fırsat penceresi açıyor.
Eğer Ankara, diplomatik ağı, insani yardım kapasitesi ve bölgesel ilişkilerini etkin şekilde kullanırsa, Gazze’nin geleceğinde “kilit aktör” olarak rol alabilir. Ama sadece yüksek perdeden konuşmak yetmez; sahada varlık, uluslararası koordinasyon ve somut inisiyatif şart.
Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. Trump ve Netanyahu’nun açıkladığı plan, sadece bir ateşkes değil, yeni bir düzenin başlangıcı olabilir. Türkiye için asıl soru şu: Bu düzeni kuranlardan mı olacak, yoksa kurulan masada yer bulmaya çalışanlardan mı?
Cevap, önümüzdeki günlerde Ankara’nın atacağı adımlarda gizli. Çünkü bu defa mesele sadece Gazze değil; Türkiye’nin bölgesel ağırlığının geleceği. Ve bu oyunda Ankara ya şah olacak… ya da piyon.
























