Kafkasya haritasına uzaktan bakınca Zengezur, ince bir çizgi gibi duruyor. Oysa bugün o çizgi, yalnızca Azerbaycan ile Nahçıvan’ı değil; Türkiye’nin doğrudan Türk dünyasına açılan kapısını, İran’ın nefes borusunu, Rusya’nın etki alanını ve Amerika’nın yeni jeopolitik hamlesini aynı anda kesen bir fay hattına dönüşmüş durumda.
Zengezur koridoru fikri yeni değil. Bakü ile Ankara yıllardır, Azerbaycan ana karasını Nahçıvan’a ve oradan Türkiye’ye bağlayacak kara hattını stratejik hedef olarak görüyor. 2020 Dağlık Karabağ Savaşı sonrası imzalanan ateşkes mutabakatı, bu bağlantının önünü ilk kez resmî düzeyde açtı. Koridor, Ermenistan’ın güneydeki Sünik (Zengezur) bölgesinden geçecek bir demiryolu ve kara yolu hattı olarak tasarlandı; Türkiye açısından da Bakü–Tiflis–Kars hattını Orta Koridor’a bağlayan kritik bir halka hâline geldi.
Ancak 2025 yazında tablo bambaşka bir boyut kazandı. Washington’da düzenlenen zirvede, Ermenistan ve Azerbaycan arasında ABD aracılığıyla bir barış mutabakatı ve buna bağlı TRIPP (Trump Route for International Peace and Prosperity) adı verilen transit koridor anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre koridor, hukuken Ermenistan toprağı olarak kalacak; ama 99 yıla kadar ABD’nin geliştireceği ve özel şirketlere işlettireceği bir ticari hat hâline gelecek. Demiryolu, otoyol, enerji hatları ve fiber–optik iletim aynı omurga üzerinde planlanıyor.
Bu fotoğrafta artık üç gerçek var: Birincisi, Azerbaycan ile Ermenistan arasında onlarca yıl süren çatışma dosyası, ABD kontrolünde bir “ticaret koridoru”na indirgenmiş durumda. İkincisi, Rusya ve İran açıkça dışarı itilmiş; Kafkasya’da yeni hakem ABD olmuş. Üçüncüsü, Türkiye, uzun süredir hayalini kurduğu Zengezur hattına siyasi olarak yaklaşmış ama idari ve ticari kontrolün dışında bırakılmış bir aktör konumuna düşme riskiyle karşı karşıya.
Sahadaki inşa süreci de hızla ilerliyor. Azerbaycan tarafında koridora bağlanacak demiryolu ve otoyol kesimleri büyük oranda tamamlandı; Cumhurbaşkanı Aliyev, kendi topraklarındaki kısmın bitmek üzere olduğunu bizzat ilan etti. Koridorun Azerbaycan bölümünde sadece yol değil, yapay zekâ tabanlı sınır kontrolü, elektronik gümrük, fiber ağlar gibi ikincil altyapılar da planlanıyor. Yani bu, sadece bir hat değil; Bakü’nün teknoloji ve lojistik vitrini.
Aynı dönemde Rusya’nın Karabağ’dan barış gücünü çekmesi, Moskova’nın Kafkasya’daki geleneksel ağırlığının ciddi biçimde sarsıldığını gösterdi. Ukrayna savaşıyla meşgul, ekonomik yaptırımlarla sıkışmış bir Rusya, Karabağ dosyasını elinden kaçırırken; ABD, Zengezur üzerinden bölgeye yeni bir kilometre taşı çaktı. Bu, yalnız Erivan ile Bakü’nün değil, Ankara’nın da uzun vadeli hesaplarını etkileyen bir kırılma.
İran cephesinde ise derin bir rahatsızlık var. Tahran, kuzey–güney ve doğu–batı transit hatlarında sahip olduğu konumun, Zengezur üzerinden by-pass edilmesinden endişeli. ABD kontrolünde, Türkiye–Azerbaycan–Orta Asya hattını İran’a uğramadan birleştiren bir koridor; Tahran için sadece ekonomik değil, stratejik bir kayıp anlamına geliyor. Bu yüzden İran hem siyasi söylemde hem sahadaki askeri tatbikatlarla projeye açık itirazını sürdürüyor.
Peki Türkiye açısından tablo ne? Birinci halka, dış ticaret. Akademik çalışmalar, Zengezur koridorunun açılmasının Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya ile ticaretinde anlamlı bir sıçrama potansiyeli taşıdığını gösteriyor. Taşıma mesafeleri kısalıyor, İran ve Rusya hatlarına bağımlılık azalıyor, Bakü üzerinden Hazar’a ve oradan Orta Asya’ya uzanan Orta Koridor’un maliyeti düşüyor. Bu, hem ihracat hem enerji lojistiği açısından Ankara’nın elini güçlendiren bir fırsat.
İkinci halka, Türk dünyası vizyonu. Türkiye, yıllardır “Türk Devletleri Teşkilatı” çerçevesinde siyasi ve ekonomik entegrasyon hedefini dillendiriyor. Zengezur, bu hedefin coğrafi kilidiydi. Bu kilit açıldığında, İstanbul’dan trenle Bakü’ye, oradan Orta Asya’ya ve Çin sınırına dek kesintisiz bir Hazar–Anadolu hattı hayal ediliyor. Ancak bu hayalin tam ortasında artık ABD’nin 99 yıllık kira kontratı, uluslararası konsorsiyumların ticari öncelikleri ve Erivan’ın iç politik dengeleri var. Kısacası, romantik “Turan yolu” söylemi ile sahadaki güç mimarisi arasındaki makas açılmış durumda.
Üçüncü halka ise riskler. Zengezur’un ABD işletiminde açılması, ilk bakışta Türkiye’nin NATO müttefikiyle uyumlu bir çerçeve gibi görülebilir. Ama pratikte şu soruyu da sorduruyor: Ankara, kendi stratejik hinterlandında mutlak oyun kurucu mu, yoksa projeye sonradan dahil olan bir paydaş mı olacak? Enerji boru hatları, demiryolu tarifeleri, gümrük rejimi, güvenlik protokolleri… Bunların ne kadarında Türkiye masada ana söz sahibi? Bu sorunun cevabı netleşmediği sürece, bugün fırsat gibi görünen hat, yarın Ankara’yı karar süreçlerinin dışına iten bir yapıya da dönüşebilir.
Bir diğer risk, Rusya ve İran’la ilişkiler. Kafkasya’da ABD ağırlığının artması, Moskova ve Tahran’ı daha agresif reflekslere itebilir. Türkiye son yıllarda hem Rusya ile enerjide, hem İran’la bölgesel dosyalarda gerilim–işbirliği çizgisinde gidip gelen bir denge siyaseti yürütüyor. Zengezur’un tamamen “Batı eksenli” bir kurguyla işlemesi, Ankara’nın bu dengeyi korumasını zorlaştırabilir. Özellikle Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz dosyaları düşünüldüğünde, Kafkasya’daki her hamlenin zincirleme etkisi olduğunu unutmamak gerekiyor.
Tüm bu tablo karşısında sorulması gereken soru şu: Türkiye Zengezur’u sadece duygusal bir hedef, bir sembolik zafer dosyası olarak mı görecek; yoksa rasyonel devlet aklıyla, çok katmanlı bir jeopolitik ve ticaret projesi olarak mı ele alacak?
Türkiye’nin çıkarı, koridorun tek eksene mahkûm edilmediği, bölgesel gerilimi tırmandırmak yerine yumuşattığı, Ermenistan’ı da ekonomik entegrasyona çekerek yeni çatışma risklerini azaltan bir modelde. Bunun için Ankara’nın yapması gereken, hamasi söylemi değil, soğukkanlı diplomasi ve teknik müzakereyi öne çıkarmak. Zira haritadaki o ince çizgi, yanlış yönetilirse bir gün yalnızca Kafkasya’yı değil; Türkiye’nin manevra alanını da daraltabilir.
Bugün Zengezur, Bakü’nün rüyası, Washington’un projesi, Tahran’ın kâbusu, Moskova’nın kaybı olarak tartışılıyor. Asıl mesele, Ankara bu denklemin neresinde durmak istediğine karar verdiğinde şekillenecek. Türkiye ya bu koridoru kendi uzun vadeli bölge vizyonunun omurgası hâline getirecek ya da başkalarının yazdığı satır aralarında anılan bir ülke olarak kalacak.
























