Merhaba kıymetli okurlar ve takipçiler…
Merhum Başbakan Adnan Menderes’in, çalışma arkadaşları Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun darbeciler tarafından idam edilmesinin üzerinden yaklaşık 62 yıl geçti. Yaşananlar hala dün gibi sıcaklığını korumaya devam ederken, Dedem Mehmet Horoz Yassıada'da yargılanan isimlerden biri olduğu için 27 Mayıs 1960 Darbesi ve 17 Eylül tarihi bizler içinde farklı anlamlar taşımaktadır.
Balkan Harbi Gazisi Ahmet Çavuş’un torunu, Mehmet Horoz’un kızı sevgili annem Gülter Horoz, bugün 73 yaşında hayatını hatıralarıyla birlikte gözlerden uzak bir şekilde yaşantısını sürdürmektedir. Annem ile Demokrat Parti dönemini anlatan uzun uzun sohbetlerimiz karşılıklı olarak ve telefon üzerinden devam etmektedir. Hatta sağlık problemlerinden dolayı İstanbul’a yanıma geldiği zaman tedavisi için kendisini Dr. Lütfü Kırdar Araştırma Hastanesi’ne götürdüğüm de elindeki bastonundan kuvvet alarak Lütfü Kırdar’ın biyografisinin önünde durmuş, “Oğlum bu insanlar çok kıymetli insanlar, çok büyük haksızlıklara uğradılar” sözleri hala kulağımdadır.
17 Eylül’ün anlam ve öneminden dolayı size biraz annemin tarafıma anlattığı Mehmet Horoz ile ilgili hatıralarını anlatmak istiyorum:
“Kapıları açın biz aşağıya atlayalım”
“Yıllar geçtikçe bizlerinde yaşı ilerledikçe bazı konulardan yanımızda bahsedilirdi. Babam, 27 Mayıs 1960 darbesinde cuntacılar tarafından içeri alındığında henüz 32 yaşındaydı. Biz dört kardeşiz. En küçüklerimiz 2 yaşında, en büyükleri olan ben 10 yaşındaydım.
Sürgüne gönderilen Demokrat Partililer, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edildiklerini öğrendiklerinde Yassıada, “Yaslıada” olmuştu.
Sürgün zamanı gelmişti. Bir grup Demokrat Partili Kayseri'ye diğer grup ise Adana'ya sürgün edildiğini hatırlıyorum. Hatta babamı ay da bir Adana’ya giderek ziyaret etmeye çalışırdık. Sürgün nedeni ise, Yassıada mahkemeleri sonucunda siyasi yasak getirilmesiyle birlikte 7 yıl 6 ay hapis cezası almasıydı.
İstanbul’dan Adana’ya gitmek için askeri uçağa bindirilmişlerdi. Uçak havalandığında içeriden şu sözlerle babam Mehmet Horoz’un sesi yükselmiş: “Komutan! Komutan, kapıları açın biz de aşağıya atlayalım”
“Cumartesi - Pazar günleri Ziyaret Giderdik”
“Annemin halasının eşi Üzeyir Arıca’da 27 Mayıs 1960 Darbesi’nde tutuklanan isimlerden biri olduğu için semtimiz olan Bakırköy, Osmaniye’den kalabalık bir şekilde bugün İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı olan Kışla önüne yani Balmumcu’ya her cumartesi, Pazar babamı ziyarete giderdik.
Yassıada’da yer olmadığı için Muammer Çavuşoğlu gibi bakanlarda burada tutuluyordu. Ziyaretlere diğer ailelerde kalabalık geliyorlardı. İçeri girebilmek için nizamiyeden bilet almamız gerekiyordu. 10 yaşında küçük bedenimle otobüsten atlar, koşa koşa nizamiyeye gider babamı görmek için bilet almaya çalışırdım.”
“Kader Birliği Yapmış İnsanlardı”
“Her şeyden önce bu insanlar kader birliği yapmış insanlardı. Ölümden korktuklarını sanmıyorum. “Kapıları açın biz aşağıya atlayalım” diyen biri ölümden korkar mı? Onların dostlukları da bambaşka çok derindi.
Mesela, İstanbul, Güngören semtinin ilçe yapılması için mücadele vermiş ve ilk Güngören Belediye Başkanı olmuş, 1958 yılında Demokrat Parti Bakırköy İlçe Başkanlığı yapmış, 19. Dönem Konya Milletvekili Osman Özbek, Babamın ortaokul arkadaşıdır.
Milletvekilleri Avukat Nejla Tekinel, Eşi İsmail Hakkı Tekinel yine çok değerli dostlarıydı. Hatta Necla Hanım (Tekinel), oğlu Mehmet Tekinel’i Yassıada’da dünya’ya getirmiştir.
Doktor Ömer Faruk Sargut’ta çok kıymetli dostuydu. Fındıkzade tarafında muayenehanesi vardı. Sağlık problemimiz olduğunda biz de ona giderdik. Fakir, fukara babasıydı. Maddi durumu yetersiz insanları muayene ettikten sonra ilaç yazar, eczaneye yönlendirir, eczacı ilaç ücretlerini Ömer Faruk Sargut’un hesabına yazarmış.
Ankara Valisi Dilaver Argun’da eşiyle birlikte İstanbul’a geldiğinde ilk uğradığı isimdir babam. Onların dostlukları bugün hala tüm sadeliğiyle, güzelliğiyle, samimiyetiyle aklımdadır. “
“Viyana Restaurant”
“Yanlış hatırlamıyorsam 1975 yılıydı. Babam Bakırköy’de bulunan Viyana Restaurant’ta arkadaşlarıyla birlikte yemek yerken, içeri Yassıada yargılamalarında kendisine işkence yapan subayı görmüş. Ardından masasından kalkarak, subayın bulunduğu masaya yönelmiş, masa örtüsünü aşağıya çekerek ve subaya şu sözlerle seslenmiş, “Şimdi gel bana elim kolum bağlı değil”
“O bizim babamız”
“Bakırköy, Ebuzziya caddesinde babamın yazıhanesi vardı. O dönem babam Adalet Partisi İstanbul Meclis üyesi idi. Bakırköy’ün işlek caddelerinde el arabalarında sebze, meyve satan seyyar satıcılar vardı. Zabıtalar onları hep rahatsız ederdi. Babam da onları kollardı. Bir gün babamın gözünün altında bulunan “Ben” büyüme yapmıştı. Ameliyatının ardından evimize her zaman destek olduğu seyyar satıcılar ziyarete gelmişti. “Sen Bizim Babamızsın” sözleriyle ağladıklarına şahit olmuştum.
Yazımı Merhum Başbakan Adnan Menderes’in sözüyle noktalamak istiyorum: “Biz Atatürk’ü, Türk milletinin en aziz ve eşsiz bir varlığı olarak vicdanlarımıza gömmüşüzdür, başımızın tacı ittihaz etmişizdir ve onu daima Türk Milletini birleştirecek en kutsi, en aziz hâtıra olarak muhafaza edeceğiz.”
18 Eylül 2023 - Yakacık
























