Bu ülkede bir darbe girişimi oldu, üzerinden yıllar geçse de insanların hayatlarını kaybettiği o günlerden faydalanan şahıslara da tüm Türkiye şahit oldu. 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen FETÖ’nün darbe girişimi başarısız olsa dahi tabiri caiz ise Neyzen Tevfik şöyle diyor; “Kimi itini bıraktı, kimi bitini, kimi de p…” darbe girişimi üzerinden yıllar geçse dahi mevcut birtakım üst politikacılar bunun kaymağını çok iyi yediler. Darbe girişiminden sonra kapatmadıkları medya kuruluşu, dergi, parti, sayfa kalmadı… Ha, doğrudur ki bu bahsettiğim mecralarda FETÖ yuvalanmıştır ancak FETÖ’den sebep kapatılanlar ile ideolojik politikalar doğrultusunda önü kesilmeye çalışılanların yanında bir elin parmağını geçmez.
Şimdilerde gençlere, gazetecilere, emeğini ortaya koymuş bir kimseye de “FETÖ’cüsün sen!” yaftasını vurmayı da hiç ihmal etmiyorlar, ancak tükendiler. Kendi sayfamda yayınladığım yazıdan bir alıntı yapacak olursam; Şatafatlı sahur yemekleri ile şov yapan AK Parti teşkilatları, küresel medyada daha iyi gözükmek için gerçekleri örtüp bunu Think-Tank kimliğine büründüren Bosphorus Global, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında durumdan istifade ederek çeşitli medya kurumlarının adeta kurunun yanında yaşların yandığı misal sansürlenmesi, aynı şekilde FETÖ’ye maddi kaynak sağlayan şirketlerin yanında önlerinde engel olarak görülen şirketleri de TMSF’ye ya da kayyumlara bırakmak gibi bazı uygulamalar sonucunda artık yalnız kaldılar.
Evet, yalnız kaldılar, aslına bakacak olursak onları yıpratan şey de bu: Yalnız olmaları. Artık yaptıkları yolsuzlukları ya da “hata”ları bir nedene dayandıramıyorlar, birilerine “Sen FETÖ’cüsün” diyemiyorlar, bu artık bir mizah malzemesi bile oldu. Bundan dolayı gündemi idare edecek her durum AK Parti’nin işine geliyor, Gülşen’in tutuklanması gibi…
Tabi bahsettiğim elitlere gelecek olursak, AK Parti kendine has bir elit kitle oluşturdu. Bu elit kitlenin çoğunu bağımsız şirketinden maddi gelirini sağlayan iş adamları değil, AK Parti’ye yakınlığı ile bilinen “Yeşil Şirketler”, devletin üst kademelerinde yer alan bazı kimselerin ziyafetlerine teşrif eden “sözde” sanatçılar ve yurt dışındaki yine aynı zihniyetteki STK’lerin yöneticileri.
Farkındaysanız hepsi bir merkeze bağlı, bu duvar yıkıldığında onlar da çökecek; bir tuğlanın çekildiğinde duvarın yıkılması… gibi. Bu tuğla meselesini adını gurur ve onur ile andığım Uğur Mumcu’ya ithafen söyledim.
AK Parti’nin ekonomik yaklaşımına gelecek olursak, AKP’nin benim gözümde bir Neoliberal yaklaşımı yok. Neoliberal AK Parti 2012-2013’ten sonra silikleşmeye başladı, 2016’da gerçekleşen darbe girişiminden sonra ise bu durumdan istifade ederek direkt olarak piyasalara devlet eli ile müdahil oldu, Rahip Brunson vakasından sonra ise artık işlerin çığırından çıkmasıyla “daha büyük köprü, daha çok popülerlik” sloganı ile ekonomi politikasını yürüten AKP artık kendi yandaşı olan şirketlerin bile desteğini kaybetmeye başladı.
Ne olursa olsun, şirket şirkettir, doğal olarak gelirlerindeki artışı öncelik görür. Geçmişte ekonomik şartlar sayesinde kendini idame ettirerek aynı zamanda AKP için maddi gelir olan bu şirketler ekonomideki dalgalanma ve düşüşler sonrasında doğal olarak kendilerinin idame ettirememeye ve çökmeye başladılar.
Burası Türkiye, geçmişi aydınlık ve karanlığın kan ve çamurla harmanlandığı bir yurt. İsterse 15 Temmuz olsun, isterse kendine pay çıkarmak için çıkar grupları ile iş yapıp önünü alamayanların bu olaylardan elde ettiği kazançlar olsun, bu durumdan sorumlu olan herkes yargılanmalıdır.




















