İsrail-Filistin olayları son bir hafta içerisinde daha da tehlikeli bir hale gelerek Gazze’de İsrail tarafından gerçekleştirilen hastane saldırısı ile bir katliam noktasına ulaştı. Genel olarak medyada halkın tepkisini incelediğimizde bu savaşın iki devlet arasında gerçekleşen bir savaş olarak görülmekten ziyade iki dini topluluğun sembolik bir savaşı olarak görüldüğü yönünde. Bu minvaldeki bir yaklaşım için seküler kesimlerce, mevcut iktidarın dini yaklaşımlarına karşı tepki fırsatı taşıması yönünden de değerlendiriliyor.
Filistin-İsrail coğrafyasında yer alan Batı Şeria ve Gazze’nin yarım asır çerçevesinde bir asimilasyon sahasına dönüştürülmeye çalışıldığı da gayet net olarak yansıyor. Resmi belgeler konusunda özellikle Benny Morris’in kitaplarını tavsiye edebilirim. Bölgede özellikle 1971 yılı ve sonrasında Filistin coğrafyasında nasıl bir asimilasyon olduğunu da yadsınamaz bir şekilde açıklıyor. Savaşın başladığı zamandan itibaren medyada İsrail-Hamas çatışması olarak ve mevcut literatürde düşman olarak gözükse de geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü’ne karşı bir güç olması için Hamas’a maddi destek verdiğini unutmamak gerekir.
Filistin Kurtuluş Örgütü, Avrupa’da entelektüel sol kesimden ve ANTİFA kültüründen destek alan bir yapılanmadır; Hamas ise örgüt kültürü itibariyle köktendinci ve selefi kültürünün örgütte hâkim olduğu bir yapılanmadır. Filistin Kurtuluş Örgütü, kurucuları itibariyle sol ve seküler bir kültüre hakimlerdi, özellikle de Marksist literatüre hakimlerdi ve örgüt içerisinde de post-kolonyal bir kültürün hakim olduğuna dair de görüşler var. Bu kültürün hâkim olmasından dolayı Avrupa’da birçok bölgeden sol entelektüel kesimlerin desteğine de sebep oluyor denebilir.
Savaş sırasında ülke liderleri savaşın halk üzerinde bırakmış olduğu birlik ve endişe düşünceleri ile yönetim sırasında güçlerine katkı sağlar, siyasal literatürde de bu duruma “Internal cohession through external conflict” denir. İsrail-Filistin mücadelesinde ise İsrail’de beklenmedik bir sonuçla karşılaşıldı; Netanyahu halktan yeterli desteği görmüyor, The Jerusalem Post’un haberlerine göre, yapılmış olan anketlerde İsrail’de sadece %29-%30’luk bir kesimin Netanyahu’nun Filistin politikalarını onayladığını görüyoruz.
Türkiye’de medyadaki yansıması ise oldukça tartışmalı oldu, ilk başta hükümet tarafından bildirilen tarafsızlık durumu, İsrail’in Gazze’deki hastane saldırısından sonra Filistin tarafına destek olacak şekilde şekillenmeye başlamıştır. Çeşitli bölgelerde gerçekleşen Filistin’e destek için yapılan yürüyüş ve etkinlikler oldu. Maalesef bu etkinlikler sırasında da 43 polis yaralandı. Filistin desteği konusunda özellikle Pelikan medya yapılanmasından ve çeşitli fonlanma şüpheleri bulunan çeşitli kişiler de halkın sokaklara inmesi ve protesto yapmaları için “Filistin Desteği” adı altında halkı provoke etti.
Bu gözlemler sonrasında mevcut vaziyete dönüş yapmamız gerekirse FKÖ de Hamas da İsrail de desteklenecek politika ve stratejilerde bulunmamışlardır. FKÖ’nün geçmişte yaptığı olimpiyat saldırıları, Hamas’ın rehine saldırıları, İsrail’in savaş hukukundan uzak operasyonları bu bataklıkta sadece sivillerin hayatlarını kaybedeceği ve kaybettiği bir ortamı daha da tehlikeli bir hale getiriyor. Ülkeler arası diplomasi uzmanlık alanım değil ancak bence İsrail’in Camp David gibi yapmış olduğu bir teklifi tekrardan yapması ve mutlak suretle Filistin’in bu anlaşmayı kabul etmesi gerekiyor. Kabul etmesi durumunda Filistin’in 1965 sonrası sınırları da bu anlaşma ile uygun olabilir diye düşünüyorum. Barışın ve düzenin sağlanabileceği günleri görmek dileğiyle...




















