Atlantik merkezli medya düzeni, yıllardır aynı ezberi tekrarlıyor. Dünyanın neresinde kendi çizgisine itiraz eden bir aktör varsa, orada insan haklarından özgürlüklere kadar uzanan geniş bir yelpazede suçlamalar art arda sıralanıyor. Bu yaklaşımın en sert hedeflerinden ikisi, Afganistan İslam Emirliği ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti. Her iki ülke de işgal, ambargo ve propaganda baskısına rağmen ayakta durmaya ve kendi yolunu kurmaya devam ediyor.
Batılı medya kuruluşlarının geçtiğimiz yaz Rusya’nın Afganistan İslam Emirliği’ni tanıyan ilk devlet olmasını ve Rusya’nın Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile dayanışma mesajlarını çarpıtarak sunması, bu propaganda zincirinin yeni halkasıydı. Atılan manşetlerde yine aynı mantık vardı: Rusya’nın yeni dostları Taliban ve Kuzey Kore. Gerçekte yansıtılan, sahadaki durum değil; Atlantik siyasetinin dünyayı okuma kalıbıydı.
Gerçeklik çarpıtıldığında ortaya çıkan dünya
NATO kuşatması altında sıkışan Rusya’nın attığı her adım işgal olarak etiketlenirken, yıllardır farklı coğrafyalarda operasyonlar yürüten Atlantik merkezinin hamleleri özgürlük ve barış söylemleriyle paketleniyor. Böylece emperyalizme direnmeye çalışan her ülke terörist ya da diktatör yaftasıyla karşı karşıya kalıyor. Bu zihniyet, Mehmed Âkif’in asırlar önce tek dişi kalmış canavar diye tarif ettiği düzeni bugün bile geçerliliğiyle karşımıza çıkarıyor.
Afganistan’a yönelik dezenformasyonların ardındaki niyet
Son dönemde Afganistan İslam Emirliği’ne yönelik yeni bir dezenformasyon dalgası internet yasağı iddiası üzerinden yürütüldü. Emirlik yetkililerinin bu haberleri reddedip yalnızca eskimiş fiber optik hatların yenilendiğini açıklaması, medyanın ne ölçüde manipülatif davrandığını ortaya koydu. Zira Afganistan’ın taş devrine dönmüş bir ülke gibi sunulması, söylemin ana omurgasını uzun süredir oluşturuyor.
Gerçekte ise sahadaki tablo çok daha farklı. Ülkede tarım, altyapı ve kamu yönetimi alanında dikkat çekici ilerlemeler var. Mada 9 isimli yerli supersport otomobil prototipinin geliştirilmesi bile ülkenin kendi iç dinamikleriyle yeniden toparlanma iradesini gösteriyor.
Kadınlar üzerinden kurulan söylemlerin gerçeklikle sınavı
Batı’nın Afganistan’a yönelttiği eleştirilerin başında kadın politikaları geliyor. Ancak sahada görülen örnekler bu genellemeleri çoğu zaman çürütüyor. Badahşan’da bir kadın girişimcinin kadınlara özel restoran açması, kimlik belgelerinde fotoğraf kullanımının tamamen kişisel tercihe bırakılması gibi adımlar, çizilen tek boyutlu Afganistan tablosuyla örtüşmüyor.
Bu tablo değerlendirilirken yirmi yıllık işgal döneminde yaşanan ihlallerin ve sömürünün izleri de hesaba katılmalıdır. Çünkü ülkeyi taş devrine çeviren asıl güç, bir zamanlar onun kaynaklarını yağmalayan işgal politikalarıdır.
Uzak Asya’da benzer baskının hedefi: Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti
Kuzey Kore’ye dair dolaşımdaki ezberler de benzer nitelikte. Ülkeye girilemeyeceği, halkın köle gibi çalıştırıldığı, zorunlu saç modellerinden çalışma kamplarına kadar uzanan hikâyeler yıllardır propaganda malzemesi olarak kullanılıyor. Oysa ülkeye dair bilgi edinen herkes bilir ki vize başvuruları açıktır, tur programları düzenlenir, tarım ve üretim devlet planlamasıyla sürdürülür.
Toprağının büyük bölümü dağlık olan Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nde kullanılabilir tüm arazilerde tarım yapılır; köylüler için yeni evler inşa edilir. Batı’nın yıllardır tekrarladığı birçok iddianın sahada karşılığı olmadığı defalarca ortaya konmuştur.
Güney Kore’nin Pyongyang’a karşı yürüttüğü algı mekanizması
Kuzey Kore hakkında üretilen söylemlerin bir kısmı yalnızca Batı’dan değil, Güney Kore devlet aklından besleniyor. İki ülke arasındaki rekabetin jeopolitik ve tarihsel ağırlığı, propagandanın dozunu artırıyor. Güney Kore Birleşme Bakanı’nın Almanya’da Pyongyang’ın ekonomik açılımının Güney Kore ile iyi geçinmekten geçtiğini söylemesi, bölgedeki algı operasyonlarının güncel bir örneği oldu. Bu tavır, Irak işgal sürecinde Türkiye’ye yapılan baskıları anımsatacak kadar tanıdık.
Aynı açıklamada Pyongyang’ın ABD’yi vurabileceği iddiasının dile getirilmesi de, 11 Eylül saldırılarını Saddam Hüseyin’e bağlamaya çalışan dezenformasyon kalıplarının güncellenmiş bir versiyonu gibiydi. Korku üretmek üzerine kurulu psikolojik harekâtlar, geçmişte olduğu gibi bugün de kamuoylarını manipüle etmeyi sürdürüyor.
Algı operasyonlarının ortak hedefi: bağımsız politika arayışı
Sonuç olarak hangi coğrafyada olursa olsun Batı’nın çıkarlarına itiraz eden her aktör benzer damgalama ve propaganda teknikleriyle hedefe konuluyor. Afganistan da Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti de bu zincirin uzun yıllardır baskı altında tuttuğu ülkeler arasında.
Bu nedenle dünyayı okurken Atlantik merkezli değerlendirmelere ihtiyatla yaklaşmak, doğrulanmamış iddiaları sorgulamak ve peşin hükümlere kapılmamak artık bir zorunluluk.

























