Bugün hâlâ, Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında söylenenlerin önemli bir kısmı gerçekle bağdaşmıyor. Kimileri, Cumhuriyet’in kurucusunu kendi siyasi görüşüne yamamaya; kimileri de olmadık iftiralarla onu karalamaya çalışıyor. En çok da “Atatürk masondu”, “Yahudi dostuydu”, “Siyonizm’in adamıydı” gibi mesnetsiz iddialar ısrarla dolaşıma sokuluyor.
Oysa arşivlere, dönemin gazetelerine, belgelerine ve Atatürk’ün kendi sözlerine bakıldığında tablo bambaşka.
Kapitalizme, emperyalizme ve “dünya saltanatına” karşı bir lider
Milli Mücadele yıllarında Hakimiyet-i Milliye gazetesinde kaleme alınan yazılar, Mustafa Kemal Paşa’nın dünya düzenine dair bakışını net biçimde ortaya koyar. Paşa’ya göre savaşların ardında “kapitalizmin zulmü” vardır. Yunan ordusunu bile “kapitalizm saltanatının son ordusu” olarak tanımlar. Ona göre insanlığı sömüren şey tek bir millet değil, paranın kurduğu zulüm düzenidir.
Bu ifadeler, o dönemde Avrupa’nın ekonomik tahakkümünü eleştirirken, meseleyi ırk veya din değil, sistem düzleminde ele alan bir zihniyeti gösterir. Atatürk için düşman bir topluluk değil; sömürgeci zihniyettir.
Harfi inkılabı ve Avram Galanti örneği
Cumhuriyet’in köklü dönüşümlerinden biri de 1928 Harf İnkılabı’dır. Dönemin Yahudi cemaatinden bazı isimlerin bu değişikliğe itiraz ettiği biliniyor. Bunlardan biri Avram Galanti’dir. Galanti, “Arap harfleri terakkimize mani değildir” diyerek Latin alfabesine geçişin kültürel kopuş yaratacağını savunmuştu.
Ancak Atatürk’ün hedefi, geçmişi silmek değil, halkın okuryazarlığını artırmaktı. Nitekim birkaç yıl içinde okuma yazma oranı hızla yükselmiş, basın ve eğitimde yeni bir dönem başlamıştır.
Masonluk meselesi: Belgeler ne diyor?
En çok istismar edilen konulardan biri de Atatürk’ün sözde mason olduğu iddiasıdır. Oysa 1935 yılında bizzat onun talimatıyla mason locaları kapatılmış, malları Halkevleri’ne devredilmiştir.
Dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un Meclis’te yaptığı konuşma kayıtlardadır: “Masonluk, kökü dışarıda olan bir cemiyettir. Bizim memleketimizde işi yoktur.”
Atatürk’ün, doktoru Mim Kemal Öke aracılığıyla kendisine getirilen “Meşrik-i Azamlık” teklifini reddettiği de yine dönemin tanıkları tarafından aktarılmıştır. Bu kararlılık, onun hiçbir gizli yapının veya dış merkezli örgütün etkisi altında kalmadığının göstergesidir.
Siyonizm tartışmaları ve dönemin gazeteleri
1930’lu yıllarda dünya yeni bir savaşın eşiğindedir. Faşizm, sömürgecilik ve Siyonizm tartışmaları sertleşmiştir. 22 Temmuz 1937 tarihli Ulus gazetesinde “Siyonizm: Yahudi Faşizmi” başlıklı bir makale yayımlanır. Yazıda Siyonizm’in “emperyalist bir hareket” olduğuna dikkat çekilir.
Bu yaklaşım, dönemin resmi yayın organında yer aldığı için tesadüf değildir; Cumhuriyet yönetimi, herhangi bir etnik-dini üstünlüğü değil, ulusal bağımsızlığı esas alıyordu.
Son dönem kararlar ve yanlış yorumlar
Atatürk’ün vefatına üç ay kala çıkarılan 14 Ağustos 1938 tarihli 2/9498 sayılı kararnameyle, belirli yabancı grupların ülkeye girişine sınırlama getirilmişti. Bu karar, bazı çevrelerce “Yahudi karşıtı” gibi sunulsa da aslında dönemin savaş öncesi güvenlik önlemleriyle ilgilidir. Avrupa’da savaş rüzgarları eserken, Türkiye sınır güvenliğini koruma refleksi göstermiştir.
Gerçekler ortada
Tarih bize şunu öğretiyor: Atatürk, ne bir gizli örgütün ne de bir cemaatin adamıydı. O, aklın, bilimin ve bağımsızlığın temsilcisiydi. Emperyalizme karşı durdu; halkını kul olmaktan çıkarıp yurttaş yaptı.
Bugün hâlâ, geçmişin karanlığından beslenen bazı çevreler Atatürk’e “mason”, “Siyonist” yaftası vurmak istiyor. Oysa belgeler ortada:
Türkiye’de mason localarını kapatan, Siyonizm’i eleştiren ve millet egemenliğini kutsal sayan tek lider Mustafa Kemal Atatürk’tür.
İster sevin, ister eleştirin; ama Atatürk’ü anlamak için önce iftiraların sis perdesini aralamak gerekir. Çünkü onun en büyük düşmanı “cehalet”ti; ve ne acıdır ki, bugün hâlâ en güçlü düşmanı yine odur.

























