Gündemin görece az dikkat çeken ama tarihsel açıdan büyük anlam taşıyan gelişmelerinden biri, Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Paris’te görülen davasıydı.
Hatırlanacağı üzere Sarkozy, 2011 yılında NATO öncülüğünde Libya’ya düzenlenen harekâtın mimarlarından biriydi. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın “Haçlı Seferi” olarak nitelendirdiği bu saldırının ardından Libya lideri Muammer Kaddafi linç edilerek öldürülmüş, ülke iç savaşa sürüklenmişti. Aradan geçen yıllar sonra Sarkozy, Kaddafi’den aldığı milyonlarca euroluk yasa dışı seçim fonu nedeniyle “suç ortaklığı”ndan mahkûm edildi.
Sarkozy Davası: Görünenin Ötesinde Bir Hesaplaşma
Sarkozy hakkındaki dava, 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında Kaddafi’nin gönderdiği paraları kullanması iddiasına dayanıyor. Fransa savcılığı, bu paralar karşılığında Sarkozy’nin Kaddafi’ye Batı nezdinde itibar kazandırma sözü verdiğini ileri sürüyor.
Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, o dönem yaptığı açıklamada Sarkozy’yi “palyaço” olarak nitelendirmiş, “Ona Libya halkına yardımcı olması için para verdik ama bizi hayal kırıklığına uğrattı. Paramızı geri istiyoruz.” demişti. Bu ifadelerin ardından Sarkozy’nin iktidarı 2012’de sona ermiş, 2013’te ise hakkında soruşturma başlatılmıştı.
Bugün verilen mahkûmiyet kararı, aslında yalnızca bir siyasetçinin yolsuzluğuna değil, bir dönemin kirli emperyalist hesaplaşmasına da ayna tutuyor.
Mahkûm Olan Sarkozy Değil, Fransız Emperyalizmidir
Bu dava, görünürde bir şahsın yargılanması gibi görünse de özünde Fransa’nın tarih boyunca süregelen emperyalist siyasetine yöneltilmiş bir iddianamedir. Sarkozy yalnızca bir figür, bir simgedir. Aslında mahkûm olan Fransa’nın ikiyüzlü, çıkarcı ve sömürgeci siyasetidir.
Fransız emperyalizmi, 19. yüzyıldan bu yana İngilizlerle birlikte Osmanlı topraklarını paylaşan, ardından Çanakkale’de Türk milletine karşı savaşan bir zihniyetin devamıdır. Millî Mücadele yıllarında da aynı riyakârlık sürmüş, Türk direnişi karşısında yenilgiyi sezen Fransa, çıkarını koruyabilmek için yön değiştirmiştir.
Cezayir’in 1962’de bağımsızlığını kazanmasıyla sözde sona eren sömürgecilik dönemi, “neo-kolonyalizm” adı altında yeniden şekillenmiş; Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar birçok bölge Fransız çıkarlarının gölgesinde tutulmuştur.

Fransız Diplomasisi: Riyakârlığın Kısa Tarihi
Fransa, Irak’tan Suriye’ye, Libya’dan Cezayir’e kadar tüm bölgelerde çıkar odaklı, “transaksiyonel” bir diplomasi yürütmüştür. Saddam Hüseyin döneminde Irak’la yakınlaşıp petrol anlaşmalarından nemalanmış, ardından NATO müdahalelerine karşı çıkarak görünürde “insani” bir duruş sergilemiştir. Oysa her defasında perde arkasında ekonomik çıkar hesabı yapmıştır.
Bu tarihsel tabloya bakıldığında Sarkozy gibi bir figürün ortaya çıkışı şaşırtıcı değildir. Çünkü Sarkozy, Fransa’nın bir özetidir — geçmişteki emperyalist, çıkarcı, ikiyüzlü çizginin vücut bulmuş halidir.
Tarih Hükmünü Verdi
Paris’teki mahkeme salonunda verilen karar, yalnızca bir siyasetçinin değil, bir zihniyetin de mahkûmiyetidir.
Fransız emperyalizmi, sadece hukuk önünde değil, tarih önünde de hükmünü çoktan bulmuştur.
Hadise aynen budur.

























